2012 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın başlamasına 4 gün kaldı. 16 takım Avrupa'nın en büyüğü olmak için 3 hafta boyunca mücadele edecek ve bir takım mutlu sona ulaşacak. Ben de bu 4 gün boyunca elimden geldiğince grupları analiz etmeye çalışacağım.
A Grubu'nda turnuvanın ev sahiplerinden Polonya, 2004'ün şampiyonu Yunanistan, 2008'de yarı final oynayan Rusya ve 2004'te yarı finalde elenen Çek Cumhuriyet'i bulunuyor. Barındırdığı takımlar itibariyle bu grup diğer gruplar kadar dikkat çekmiyor.
Ev sahibi Polonya'nın geçmişinde 2 Dünya Kupası 3.lüğü bulunuyor ancak bunlar 1974 ve 1982'de elde edilmiş başarılar. Bugünlerde ise Polonya o günlerden çok uzakta. Kadrosunda Trabzonspor'dan tanıdığımız Pawel Brozek ve Adrian Mierzejewski'yi bulunduran Polonya'nın en önemli oyuncusu ise hiç şüphesiz Dortmund'un golcüsü Robert Lewandowski. Euro 2008'e de katılan fakat gruplarda turnuvaya veda eden Polonya'nın bu kez ev sahibi olma avantajıyla çeyrek final şansı oldukça fazla. Özellikle bulundukları grup da kendileri için oldukça müsait.
Gruptaki bir diğer takım ise 2004'ün şampiyonu Yunanistan. Yunanistan elemelerde de oldukça kolay bir gruptan gelerek turnuvaya katılmaya hak kazanırken finallerde de turnuvanın en kolay grubuna düşmüş durumda. 2004'teki turnuvada 5'li savunmayla kalesini adeta gole kapatarak kupaya uzanan Yunanistan, 2008'de 0 çekerek elenmiş, 2010 Dünya Kupası'nda ise bir galibiyetle turnuvaya grup aşamasında veda etmişti. Futbolsever olarak dileğimiz sıkıcı futbol oynayarak zamanında futbolda derin yaralar açan Yunanistan'ın bir üst tura çıkamaması olur. Ama top yuvarlaktır. Atamayana da atarlar.
2008'de Guus Hiddink yönetiminde yarı final oynayan Rusya da gruptaki bir diğer takım. Onlar da tıpkı Yunanistan gibi elemelerde kolay bir gruptan finallere gelseler de kesinlikle küçümsenmemesi gereken bir takım. Son yıllarda Rus sermaye sahiplerinin Rus takımlarına yaptıkları yatırımlardan sonra özellikle Uefa Avrupa Ligi'nde elde edilen başarılar milli takıma da olumlu yansıyor. Kadrosunda başta Arshavin olmak üzere Dzagoev, Pavlyuchenko ve hatta kaleci Akinfeev gibi bir çok önemli isim bulunuyor. Ayrıca ne zaman Şampiyonlar Ligi özetlerini izlesem Zenith formasıyla gol atan Shirokov da bana göre dikkat edilmesi gereken bir isim. Rusya bu gruptan çıkma ihtimali kesinlikle yüksek bir takım.
Grubun son takımı ise Çek Cumhuriyeti. 1976'da Slovaklarla ayrılmamışlarken Çekoslovakya olarak bir şampiyonlukları bulunan Çekler daha sonra 1996'da final oynamış, 2004'te ise yarı finalde elenmişler fakat gönüllerin şampiyonu olmuşlardı. 2008'de ise hala hafızalarımızdan silinmeyen maçta son dakikalarda Nihat Kahveci'nin 2 golüne engel olamamışlar ve maçı 3-2 kaybederek gruptan çıkamamışlardı. Özellikle Nedved ve Poborsky gibi iki çok önemli yıldız oyuncunun futbolu bırakmasından sonra düşüşe geçen Çek Cumhuriyeti her ne kadar eski günlerinden uzak olsa da düştükleri grubun da kolay olmasından mütevellit çeyrek final şansı olan takımlardan bir tanesini. Kadrosunda başta Rosicky olmak üzere bir çok kaliteli isim barındıran Çek Cumhuriyeti aynı zamanda dünyanın en iyi kalecilerinden Petr Cech'e de sahip.
Grubu genel olarak ele alacak olursak normal şartlarda Rusya ve Çek Cumhuriyet'ini çeyrek final için favori görsem de Polonya'nın ev sahibi olmasından dolayı bu iki takım için işler zannedildiği kadar kolay olmayacaktır. Öte yandan "Çanakkale Geçilmez" anlayışının en önemli temsilcisi konumunda bulunan Yunanistan'ın da işleri karıştırması pek muhtemel. Bundan dolayı son maçın son düdüğü çalana kadar hani iki takımın çeyrek finale ulaşacağı da belli olmayabilir.
4 Haziran 2012 Pazartesi
Dirk Kuyt Fenerbahçe'de
Fenerbahçe sezonun ilk önemli transferini yaptı ve Liverpool'dan 32 yaşındaki Hollandalı oyuncu Dirk Kuyt'ı renklerine bağladı.
Açıkçası söylemek gerekirse Dirk Kuyt'ı Liverpool'da oynarken pek beğenmezdim. Çok farklı bir oyun ortaya koymayan düz bir oyuncuydu. Ama bunda suç Kuyt'ta değil Rafa Benitez'deydi. Çünkü asıl mevkisi santrofor olan Kuyt'ı sağ kanatta kullanıyordu. Ancak Kuyt saha içerisinde çok çalışarak takımına oldukça katkı sağlayan bir futbolcu oldu her zaman. Hem takım savunmasına katkı veren hem de takımın gol yükünü çeken oyunculardan biri oldu. Hatta öyle ki milli takımda bile Kuyt'ı teknik direktörler Liverpool'daki gibi oynattılar.
Doğrusunu söylemek gerekirse Fenerbahçe başarılı bir transfer yaptı. Öncelikle Türkiye Ligi için aranan tüm özellikler Kuyt'ta mevcut. Güçlü fiziği ve devamlılığa tam bir istikrar abidesi. Ayrıca formayı verdiğiniz zaman kesinlikle güvenebileceğiniz tam bir profesyonel. Aynı zamanda sağ taraftan neredeyse hiç skor üretemeyen Fenerbahçe'nin bu sorununu da çözeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Sonuç olarak Kuyt transferi Fenerbahçe camiasına hayırlı olsun.
Açıkçası söylemek gerekirse Dirk Kuyt'ı Liverpool'da oynarken pek beğenmezdim. Çok farklı bir oyun ortaya koymayan düz bir oyuncuydu. Ama bunda suç Kuyt'ta değil Rafa Benitez'deydi. Çünkü asıl mevkisi santrofor olan Kuyt'ı sağ kanatta kullanıyordu. Ancak Kuyt saha içerisinde çok çalışarak takımına oldukça katkı sağlayan bir futbolcu oldu her zaman. Hem takım savunmasına katkı veren hem de takımın gol yükünü çeken oyunculardan biri oldu. Hatta öyle ki milli takımda bile Kuyt'ı teknik direktörler Liverpool'daki gibi oynattılar.
Doğrusunu söylemek gerekirse Fenerbahçe başarılı bir transfer yaptı. Öncelikle Türkiye Ligi için aranan tüm özellikler Kuyt'ta mevcut. Güçlü fiziği ve devamlılığa tam bir istikrar abidesi. Ayrıca formayı verdiğiniz zaman kesinlikle güvenebileceğiniz tam bir profesyonel. Aynı zamanda sağ taraftan neredeyse hiç skor üretemeyen Fenerbahçe'nin bu sorununu da çözeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Sonuç olarak Kuyt transferi Fenerbahçe camiasına hayırlı olsun.
12 Kasım 2011 Cumartesi
Neden Hiddink'i Getirdik?

2010 elemelerinden sonra Fatih Terim görevi bıraktıktan sonra zamanın TFF yöneticileri "eleştirilemeyecek" Dünya çapında bir hocayı milli takımın başına geçirileceğini söylemişlerdi. Bu "eleştirilemeyecek" isim de Hiddink oldu.
Medya "Hiddink'i niye getirdik?" sorusuna hep farklı cevaplar verdi. En çok da "2012'ye gitmek için Hiddink'i getirdik." dediler. Halbuki TFF her turnuvaya giden bir takım oluştursun diye Hiddink'i getirdiğini ifade etmişti. Peki Hiddink böyle bir takım oluşturmak için ne yaptı? Ben söyleyeyim hiçbir şey yapmadı.
Elemelerde ilk maçı Kazakistan'la oynadık. Kazakistan maçında stoperde Ömer Erdoğan-Servet Çetin ikilisi vardı. Daha sonraki maçlarda Servet- Toraman, Servet-Serdar Kesimal, Serdar Kesimal-Egemen, Servet-Egemen, Gökhan Zan-Egemen ikilileri stoperde görev yapmış. Son Hırvatistan maçında Giray-Egemen ikilisine kadar geldik. Kalede bile 3 farklı oyuncu görev aldı. Yine aynı zamanda sol bekte 3 farklı isim Hakan Balta, İsmail Köybaşı ve Çağlar Birinci oynamış.
Diğer mevkilerde de durum farklı değil. Kazakistan maçında orta sahada Emre-Aurelio-Arda-Hamit-Tuncay görev yapmış. Daha sonra Belçika maçına ise santroforsuz başlayıp Nihat'ın yerine Selçuk İnan'ı koymuş. Sonra devre arasında Semih'i Selçuk'un yerine oynatmış. Almanya maçında ise Özer Hurmacı ilk A milli olurken Kazakistan ve Belçika maçlarında maç kadrosuna bile almadığı Nuri Şahin de orta sahadaki yerini almış. Avusturya maçında ise Hiddink orta sahaya Mehmet Ekici'yi monte etmiş. İçerideki Almanya maçında ise yeniden Aurelio'yu hatırlamış. Son Azerbaycan maçında da Mehmet Topal ve Kazım'ı ilk onbirde başlatmış.
Santrafor gelecek olursak; İlk Kazakistan maçında Nihat Kahveci, Belçika maçının ilk yarısında yok, 2.yarıda Semih Şentürk, Almanya maçında Halil Altıntop, Sonra Azerbaycan maçında tekrar Semih, geri kalan maçlarda Burak Yılmaz orada görev yapmış.
Buradan şöyle bir sonuç çıkar; Hiddink'in aklında belli bir oyun anlayışı yok. Tamamen doğaçlama takılıyor. Böyle olduğu zaman da ne bir sistemin olur, ne de her turnuvaya katılabilen bir takım olursun. Bir cacık olmaz. Zaten oynadığımız futbol da ortada. Aslında bizim oynadığımıza futbol demeye bin şahit lazım.
Peki Hiddink'e salladık. Biraz da elimizdeki malzemeyi konuşalım. Ligin durumu ortada. Kaç kişiyle konuştuysam futboldan keyif alamadığını söylüyor. Zaten bir de Play-off çıkardılar maçların neredeyse hiç heyecanı kalmadı. Oynanan futbol da ortada. Oynadığı futbolla "Ben bu sene şampiyonluğun en büyük adayıyım." diyen bir takım yok. Bu ligden çıkan milli takım da ancak bu kadar olur. Giray gibi, Egemen gibi, şöyle çok iyi oyuncu böyle çok iyi oyuncu denilen Selçuk İnan gibi oyuncuların uluslararası tecrübesi nedir? İleri uçta oynatılan Burak Yılmaz kaç Avrupa kupası maçı oynamıştır?
Bundan sonra yapılması gereken yeniden yapılanmaya gitmektir. "Bu kaçıncı?" diyebilirsiniz.Ancak yapacak bir şey yok. Hiddink kesin gider. Başta Oğuz Çetin olmak üzere teknik heyet de tasfiye edilmeli. Ardından doğru dürüst bir planlamayla sahaya çıktığı zaman ne oynadığı belli olan bir takım oluşturulmalı. Becerebilirmiyiz? Pek sanmıyorum.
Beklenen Son

Milli takım Euro 2012 Play-off ilk maçında Hırvatistan'a 3-0 mağlup olarak adeta rezil oldu. Maç boyunca bir tek tehlikeli pozisyon bile üretemedi.
Hırvatistan maça golle başladı. Henüz 2.dakikada Corluka Gökhan Gönül'ü perişan ederek geçti. İçeriye çıkardığı pasta top Volkan'ın müdahalesi yetersiz olunca Olic'in önünde kaldı ve Hırvatlar 1-0 öne geçti. Tam golün şokunu üstümüzden atlatıyoruz derken Hırvatistan 2.kez tehlikeli geldi ve 2-0 oldu. 2.yarının başında da geleneği bozmadık ve duran toptan bir gol yiyerek maçı 3-0 tamamladık.
Maçla ilgili çok fazla konuşacak yazacak bir şey yok futbol açısından. Giydiği formanın hakkını veren bir tane adam yoktu. Gökhan Gönül kariyerinin açık ara en berbat futbolunu oynadı. Volkan da iyi değildi ve ne olursa olsun seyirciyle diyaloğa girmesi yanlıştı. Zaten ondan sonra iş çığrından çıktı. Protestolar başladı.
Alınan sonuç benim için sürpriz olmadı. Hiddink geldiğinden beri bir tane maçta adam gibi futbol oynamadık. Azerbaycan'a deplasmanda yenildik. İçeride zar zor yendik. Kazakistan'ı son dakikada kıytırık bir golle yendik havalara uçtuk. Beşiktaş'tayken yerin dibine sokulan Schildenfeld'in stoper oynadığı Hırvatistan'dan da kendi sahamızda 3 gol yedik. Deplasmanda ne olur düşünmek bile istemiyorum.
Sonuç olarak finallere gitmemiz mucizelere kaldı. Zaten oynadığımız futbolla bırakın finallere gitmeyi Play-off'a kalmayı bile aslında hak etmedik.
25 Ağustos 2011 Perşembe
Neresinden Tutsan Elinde Kalıyor
3 Temmuz gününden beri Türk futbolu oldukça sancılı bir dönemden geçiyor. Aslında şike soruşturmasıyla ilgili olarak çok daha önce de bir şeyler yazmayı planlıyordum. Ancak olayların biraz daha netleşmesini beklemeyi tercih ettim. Fakat ben bekledikçe olaylar daha bulanıklaştı Arap saçına döndü, içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Mehmet Ali Aydınlar federasyon başkanı olur olmaz kucağında Türk futbol tarihinin en büyük problemini buldu. Ancak ne olursa olsun o koltuğa talip olan bir insanın aldığı her kararda kendisini ve başında bulunduğu kurumu inkar etmesi kabul edilebilir birşey değil. İlk önce "Ligler zamanında başlayacak." dediler. Sonra Beşiktaş Türkiye Kupası'nı iade edince Süper Kupa maçını iptal edip ligi 5 hafta ertelediler. Savcılıktan birtakım belgeler aldılar karar vermek için karar veremediler. Basın toplantısında "Kendisinden şüphelenen varsa Avrupa'ya gitmesin." dediler. Sonra UEFA'nın dayatması sonucu Fenerbahçe'yi men ettiler.
Bir de Play-off diye bir şey çıkardılar ki tam anlamıyla beyinsizlikten başka bir şey değil. Bir de bu sene deneyeceklermiş olmazsa vazgeçeceklermiş. Deneyecek başka sezon mu yok? Sezon sonu zaten Euro 2012 var. Milli takımın da gitme ihtimali var. Ligler normalden de erken bitecek. Zaten 5 hafta erteledin. Bir de Play-off çıkardın. Nisan'ın 3.haftası normal sezonun bitmesi lazım. Arada bir de Türkiye Kupası var. Orada da grup maçları oynanıyor. Onun statüsünü değiştirsen bile hafta arasına en az 8-9 tane fazladan maç koyacaklar. Kulüpler de destek veriyorlarmış. Bir kimse de çıkıp demiyor ki aga bu nedir? Bir tane kafası çalışan insan yok mu ulan aranızda? Sizin yapacağınız işin...
Uefa'ya gelince neymiş efendim Uefa diyormuş ki " %1 bile şüphe varsa küme düşürün." Arkadaş 2006 yılında Milan şikeden ceza aldı. Federasyon kendisi soruşturma yaptığı gibi mahkeme de yargılamasını yaptı. Hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı vardı. Lige -15 puanla başladılar. Federasyon Şampiyonlar Ligi'nden men etti. İtiraz ettiler katıldılar. Bir de üstüne kupayı aldılar. Hakkında kesinleşmiş yargı kararı olan şikeci takım Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Ben "Fenerbahçe şike yaptı ya da yapmadı." demiyorum. Ama Fenerbahçe'ye yapılan yargısız infazdır kimse kusura bakmasın.
Madem İtalya'ya kadar getirdik konuyu oradan devam edelim. 2006'da Juventus şampiyon oldu. 1 hafta geçti geçmedi İtalyan yargısı mahkeme sürecini başlattı. Çok geçmeden de kararı verdiler işi bitirdiler. Peki bizde ne oldu. Lig bitti. Ardından 1.5 ay geçti savcılık operasyon başlattı. Birisi çıkıp niçin 1.5 ay beklendiğinin açıklamasını yapsın. Artık olan olmuş. Senin hiçbir şekilde delil toplama ihtimalin kalmamış.Ne yapacaksan zamanında yapsana. Ama yapamazsın. Yemez çünkü. Seçimler var. Şimdi iddianame yazılacak da mahkeme kabul edecek de duruşmalar başlayacak da falan filan. Uçsuz bucaksız bir yargılama süreci....
Üç kuruşluk futbol zevkimiz vardı. Gerek basın, gerek yargı gerekse de federasyon olarak içine ettiniz. O ağızlarınızdan düşürmediğiniz marka değeri lafı da sizlere güzel bir kapak olmuştur. Temiz olduklarına inananlar da riyakarlıklarına doymasınlar. Temiz temiz oynarsınız. Oh, mis gibi!
1 Ağustos 2011 Pazartesi
2014 Yolu

2014 Dünya Kupası elemelerinde milli takımımız D Grubu'nda Hollanda, Macaristan, Romanya, Estonya ve Andorra ile eşleşti.
Kura ne çok iyi ne de çok kötü. İş yine bizde bitiyor hiç şüphesiz. Futbolda her türlü sonuç olmakla beraber Azerbaycan'a bile yenilen bir takıma sahip olunca insan çok net de konuşamıyor.
Rakiplere gelecek olursak Andorra averaj takımı görüntüsünde olması beklenen bir takım. Ancak 2008 elemelerindeki Malta örneğini unutmamak da gerekir. Öte yandan Estonya da 2010 elemelerinden aşina olduğumuz bir takım. Halil Altıntop'un saç baş yolduruduğu maçta deplasmanda onlarla berabere kalmıştık. Kuzey ülkesi olmalarından dolayı kapandıkları zaman fiziki mücadeleyi iyi yapabilen bir takım oldukları için bize sıkıntı yaşatmaları hiç de uzak bir ihtimal değil. İlk etapta bu tip puan kayıplarını engellememiz gerekiyor. Romanya ise Galatasaray'ın 2000 ruhunu aradığı gibi onlar da Hagi'li dönemi arıyorlar. O torbadan daha güçlü bir takım da gelebilirdi. Macaristan ise son yıllarda kıpırdanmaya başladı. Ama yine de normal koşullarda bizim rakibimiz olabilecek kalibrede değiller.
Grubun favorisi ise hiç şüphesiz Hollanda. Almanya ve İspanya ile birlikte Avrupa'nın en güçlü milli takımlarından birisi. 2010 elemelerinden itibaren kaybettikleri tek resmi maç Dünya Kupası finali. O da klasik Hollanda cenabetliği ile açıklanabilir. Böyle bir takıma karşı mücadele edeceğimiz düşünülürse ilk etapta diğer takımlarla oynayacağımız maçlarda puan kaybını en aza indirmek mecburiyetindeyiz. Liderlik çok zor. Ama son maça kadar bu amaç uğruna çabalamak da bizim için kötü sonuç olmayacaktır.
Grubun normal sonucu 2. olup Play-off oynamamız olur. Bunu başarmak için de sürpriz puan kayıplarını engellemek gerekiyor. Play-off için ise konuşmak erken. Dereyi görmeden paçayı sıvamanın bir alemi yok.
4 Haziran 2011 Cumartesi
Kötü Bile Oynamadan 1 Puan Aldık

Milli takımımız elemelerin en kritik maçına Emre'nin mesaj olayı, başta Arda olmak üzere bazı futbolcuların muhtemel transferleri, hatta Hiddink'in Chelsea'ye gidip gitmeyeceği tartışmalarıyla hazırlandı. Bu akşamki maçta görüldü ki bu tartışmalar milli takımı olumsuz etkilemiş. Özellikle Hiddink'in aklının başka yerde olduğu maçın 2.yarısında çok net bir biçimde ortaya çıktı. Futbolcular sahada yürüyemezlerken kendisi değişiklik yapmak için 75. dakikaya kadar bekledi.
Haziran ayında oynadığımız eleme maçlarında milli takım iyi sonuçlar almakta zorlanıyor. Milli takım kurmayları da Belçika'nın aynı tarihlerde iyi sonuçlar alamadığını söylüyorlardı ama Witsel penaltıyı dışarı atmasa 2012 şansımız mucizelere kalacaktı.
Belçika kazanmak zorunda olduğundan ilk dakikaları gol yemeden atlatmamız gerekiyordu. Ama maça çok kötü başladık. 4.dakikada Çağlar'ın lüzumsuz bir hareketinden sonra Belçika golü buldu. Fakat yediğimiz gole rağmen biz bir türlü toparlanamadık. Bu dakikalarda Belçika farkı ikiye çıkarsa ihtiyacımız olan beraberliği bulmamız bu futbolla imkansızdı. Ancak 20.dakikadan sonra Arda sorumluluk almaya başlayınca topa sahip olmaya başladık. 22.dakikada Arda sağ taraftan getirdiği topta Burak Yılmaz'ı gördü ve o da golü atarak beraberliği sağladı. İlk yarının kalan dakikalarında ise her iki takım da fazla risk almadan oynamaya daha çok pas yapmaya ve topa sahip olmaya çalıştı. Maçtaki son pozisyonumuzu ise ilk yarının son dakikasında Kazım'la yakaladık ama o pozisyonda golü atamadık.
2.yarının ilk 15 dakikası dengede başladı. Fakat 60'tan sonra milli takım oyundan düştü. Üst üste 2 pas yapamaz olduk. Orta sahadaki bütün ikili mücadeleleri, bütün dönen topları Belçika kazandı. Bu dakikalarda Hiddink oyuncu değişiklikleriyle oyuna müdahale etmeliydi ama o rakibin penaltı kazanıp kaçırmasını bekledi. Penaltı kaçtıktan sonra Hiddink Mehmet Ekici, Mehmet Topal ve Semih Şentürk'ü oyuna sürdü. Özellikle Mehmet Ekici'nin ileride top saklaması üzerimizdeki baskıyı azalttı. Başka gol olmayınca da maç 1-1 bitti ve istediğimizi aldık. Aslında daha doğrusu biz almadık Belçika verdi.
Bu maçta Hamit Altıntop'un yokluğunu ciddi biçimde hissettik. Çünkü Hamit milli takımda oynadığı futbolla takımı bir üst seviyeye çıkarıyor. Keza Belçika da Fellaini'nin yokluğunu ciddi biçimde hissetti. Eden Hazard en çok çekindiğimiz oyuncuydu. Birçok defa topla buluşmasına rağmen üretken değildi.
Milli takımda Arda hariç iyi oynayan oyuncu yoktu. Arda olmasaydı rakip kaleye gidebilecek futbolcumuz yoktu. Hem Arda'nın iyi oyunu hem de futbol şansı 1 puan almamızı sağladı. Ancak kalan maçlarda böyle oynarsak grupta 2. olsak bile Play-off'ta bizi süpürürler.
Hiddink maçtan sonra Chelsea ile ilgili soruya net bir cevap vermese de gidecekmiş gibi konuştu. Sistem oturdu genç oyuncular monte edildi gibi laflar etti. Ancak sistemin oturduğu falan yok. 3-5 maçta sistem oturmaz. Hele ki milli takımda hiç oturmaz. Hiddink resmen saçmaladı. Chelsea'ye gitmezse çok büyük sürpriz olur.
Hem Hiddink'in durumu hem de federasyon seçimleri olmasından dolayı milli takımın geleceğini pek iyi görmüyorum. Ayrıca her ne kadar kendi kaderimiz kendimiz belirleyecek durumda olsak da şu futboldan sonra elimize geçen avantajı iyi kullanabileceğimizi rahatça söyleyemem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

