BİY

29 Nisan 2010 Perşembe

Barcelona Inter Maçıyla İlgili İtiraz ve Tespitler


Öncelikle itirazdan başlayalım;

Jose Mourinho'nun takımı dün akşam muhteşem bir alan savunması yapmamıştır. Inter'in geri dörtlüsü, solda 36 yaşındaki tecrübe kaptan Jaiver Zanetti, ortada Lucio ve Samuel, sağda dünyanın en iyi sağ beki Maicon'dan oluşuyor ve oyunu kendi ceza sahanızda kabul etmişsiniz 20 metrede top oynuyorsunuz. Bu kadar sıkışık oyunda Lucio ve Samuel gibi hava hakimiyeti yüksek iki adamın hata yapma ihtimali çok azdır. Üstelik kaledeki Julio Cesar'ın şu anda dünyanın en iyi kalecisi olduğunu da unutmayalım. Geri kalan 5 futbolcu da ceza sahasının etrafına serpiştirilince Barcelona'nın turu geçmesi için tek çıkar yol ilk yarı en az bir gol atmasıydı. Ancak böyle oynadığı için de Inter'e kızmak doğru değil. Sonuçta ilk maçı 3-1 almışsın ve macera aramanın bir manası yok.

Tespitlere geçecek olursak;

1-) Guardiola bu iki Inter maçından sonra bu tip iki ayaklı maçları farklı değerlenirilmesi gerektiğini anlamıştır. Barcelona akşam 1-0 kazandığına göre turu geçememesinin sebebi ilk maçta yapılan hatalar ve ortaya çıkan skordur. Guardiola bundan sonra bu tip maçları ve rakipleri başka türlü düşünecektir. Geçen sene Chelsea karşısında benzer sıkıntıya düştüklerinde turu geçmeleri yanıltıcı olmuş.

2-) Ibrahimovic benim beğendiğim bir futbolcu ancak kesinlikle Barcelona'nın sistemine uygun bir isim değil. Çok ağır ve Barcelona'nın pas trafiğine katılamıyor. Ayrıca Eto'o gibi gerektiği zaman sağ açık veya sol açık da oynayamıyor. Ibrahimovic hava hakimiyetini kullanıp, topu saklayıp, goller atabilen veya asist yapabilen bir adam. Gelecek seneye kendini bu sisteme adapte etmenin bir yolunu bulmalı. Eğer seneye de vasatı aşamazsa Barcelona'da kalamaz.

3-) Barcelona'yı Barcelona yapan orta sahasındaki Xavi-Iniesta ikilisiydi. Bu ikili bozulunca takımın pas yükünü Xavi tek başına çekmek zorunda kalıyor. Bu da bu tip maçlarda sıkıntılar yaşamasına sebep oluyor. Gelecek sene oraya Xavi ve Iniesta ayarında bir adamın alınması Barcelona için hayırlı olacaktır. Bu isim de Fabregas'tan başkası değil tabi. Ancak kendi yetiştirdiğin adam için başka kulübe tonlarca para ödemek de Yıldırım Demirören'in transfer politikasına benziyor.

Son olarak Madridistalara gelelim. 2004 yılından beri Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale bile çıkamayan, ligdeki iki maçta da rakibine yenilen takımın taraftarlarına içerisinde "gerdek" geçen bir deyimi hatırlatmak istiyorum.

Galiptir Bu Yolda Mağlup (Barcelona 1-0 Inter)


Maçtan önce Barcelona cephesinden gelen açıklamalardan sonra çok şey umuyordum maçla ilgili ama umduğumu bulamadığımı itiraf etmeliyim. Zaten kimsenin umduğu gibi bir maç izlediğini de sanmıyorum.

Maç başlar başlamaz nasıl geçeceği belli oldu zaten. Inter bu akşam hiç bir İtalyan futbolcusundan faydalanmadı ama Cattenaccio'nun kralını uyguladı. Özellikle 10 kişi kaldıktan sonra kaleci hariç 9 kişi ceza sahasına dizildi. Sonuçta 20'ye yakın adamın 20 metre içerisinde futbol için olumlu bir şeyler yapması neredeyse imkansızdı. Böyle olunca Barcelona ne kadar pas yaparsa yapsın istatistiklerde Inter'i ne kadar ezmiş olursa olsun sonuca ulaşmada sıkıntı çekti. Maç öncesi yürüttükleri kampanyanın olumsuz etki yarattığını söylemek gerekiyor. İnsanlarda oluşturdukları beklenti 3-1'den daha iyi bir skorla maçı kazanacakları yönündeydi ama maçın başlamasıyla böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceği belli oldu. İlk yarıda Messi'nin şutu dışında pozisyonu yok Barcelona'nın.

Golün gelmediği her dakika Inter direnci daha çok artırıken Barcelona ise umudunu daha çok kaybediyordu. İkinci yarının da ilk yarıdan farkı yoktu. Guardiola Milito-Maxwell değişikliğini yaptı ama bu değişikliğin hiçbir faydası olmadı. Daha sonra yaptığı Krkic-Ibrahimovic ve Jeffren-Busquets değişiklikleri tam bir skandaldı. Ibrahimovic Yaya Toure'den daha mı faydasızdı da oyundan alındı. Üstelik gol atman gerekiyor ve Lucio ve Samuel gibi iki stoperle baş edebilecek tek oyuncunu çıkarıyorsun. Bunun hiçbir mantığı olamaz. Ayrıca Henry gibi çok tecrübeli bir oyuncudan bu maçta yararlanması gerekirdi.

84.dakikada Pique belki pozisyonda ofsayt var ama çok klas bir gol attı. Zaten Barcelona'nın gol atması için hakemin hata yapması lazımdı. 20 adamın 20 metreye sıkıştığı bir oyunda başka türlü gol olamazdı. Gol olduktan sonra ölüm sessiziliğine bürünen Camp Nou kendine geldi ama bazı şeyler için artık çok geçti. Maçın son 10 dakikası ilk 85 dakikasına bedeldi. Aslında Barcelona bir gol daha attı ama Yaya Toure'nin elle oynamasından dolayı gol geçersiz sayıldı. Tabi kolun vücuda yapışık olması pozisyonu tartışmalı hale getiriyor ama Geçen sene Ovrebo'nun yaptıklarından sonra bu karar devede kulak kalır.

Inter turu geçti ama tek kelimeyle iğrenç bir futbol oynadı. Ama başka türlü de turu geçmesi mümkün olamazdı. Barcelona'ya karşı top oynamak isteyen Arsenal'in durumunu gördük. O yüzden Jose Mourinho yapması gerekeni yaptı. Barcelona ile Inter arasındaki farkı Jose Mourinho devreye girerek kapattı ve takımını finale çıkarmayı başardı. Guardiola için ise bu iki Inter maçı çok büyük tecrübe oldu.

Bu akşamki maç gösterdi ki Inter turu aslında ilk maçta geçmiş daha doğrusu Barcelona aslında ilk maçta kaybetmiş. Ama biz yine de Barcelona'nın büyüsüne kapılıp hayal kurmuşuz. Bundan sonra Jose Mourinho takımları ilk maçta kendi sahasında 0-0 berabere bile kalmışsa rövanşta tur için %50'den az şans vermem. Rakip kim olursa olsun. Belki Guardiola Real Madrid maçındakine benzer bir ilk onbirle ilk maça çıksaydı bugün herşey daha farklı olabilirdi. Ama araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.

Maçın hakemi Frank de Bleeckere maçın kontrolünü kaybetmemek için neredeyse her pozisyonda faul çaldı. Motta'nın kırmızı kartı da ucuz bir kart oldu. Julio Cesar'a 38.dakikada sarı kart göstermesi olumluydu ama Julio Cesar'ın bu kartı salladığını pek sanmıyorum. Yine aynı şekilde devam etti.

Bu sonuçla beraber Real Madrid taraftarları derin bir "oh" çektiler. Jose Mourinho fanları, Barcelona'dan nefret edenler ve Messi C.Ronaldo mukayesesinde de Ronaldo tarafında olanlar baya yaygara koparacaklar. Real Madrid-Barcelona rekabetini Messi-C.Ronaldo tartışmasını bile Fenerbahçe-Galatasaray rekabetine benzetmeye çalışan rahatsızları anlamak mümkün değil gerçekten. İspanyol değilsiniz, Katalan değilsiniz neyin kavgasını yapıyorsunuz bu kadar anlamıyorum. Oturup oynadıkları furboldan keyif almaya bakın. Pişman olmazsınız.

İlker Yasin içinse söyleyecek söz bulamıyorum. Benquaresma mı desem, Messo mu desem, Xavi yerine Iniesta demesi mi desem yoksa Barcelona'nın %68, Milan'ın %32 topa sahip olduğu maçı Inter'in kazanması mı desem? Ne desem bilemiyorum.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Barcelona-Inter Maçı Öncesi


Barcelona ile Inter 3-1'in rövanşında bu akşam Nou Camp'ta karşılaşacaklar. Inter 3-1'in avantajını korumaya Barcelona ise bu durumu ortadan kaldırmaya uğraşacak.

İlk maçtaki skordan sonra Barcelonalı futbolcular bu akşamı düşünmeye başladılar. Zaten neredeyse bir haftadır sistematik bir kampanya yürütüyorlar maç için. Xerez maçındak tişörtler olsun, futbolcusundan tutun başkanına kadar herkesin maç hakkında açıklamalar yapması futbol açısından çok şey vaat ediyor. Bu yüzden bu akşam maçın sonucu ne olursa olsun çok güzel bir maç izleyeceğimizi düşünüyorum.

Barcelonalı futbolcular konuşur da Jose Mourinho buna cevap vermez mi? Tabi verir. O da "Şampiyonlar Ligi finali bizim için bir rüya, Barcelona içinse saplantı." diyerek hem çok güzel bir cevap verdi hem de çok doğru bir noktaya temas etti. Öyle ki Barcelona çok öenmli lig maçlarında Şampiyonlar Ligi dolayısıyla rotasyona gitmiş Messi, Xavi gibi öneml futbolcularını dinlendirmişti. Amaç elbette Madrid'te olmak kupayı ezeli rakibin stadında kazanmaktı.

Bunlar işin psikolojik tarafı. İşin futbol tarafına bakarsak bu maçta ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacak olan iki takımın mücadelesini izleyeceğiz. Yalnız kabul etmek gerekir ki Barcelona elinden gelenin en iyisini yaparsa bana göre 3-1 falan dinlemez finale çıkar. Beğenseniz de beğenmeseniz de hoşunuza gitse de gitmese de Barcelona yeryüzünde potansiyeli en yüksek olan takımdır. Elbette her maçta bu potansiyellerini sahaya yansıtmalarını bekleyemeyiz ama iyi konsantre olan bir Barcelona değil Inter ve Jose Mourinho Dünya'daki her takım ve teknik direktör için büyük bir tehlikedir.

Ben Jose Mourinho olsam ilk maçtakinden biraz daha defansif bir kadro tercih eder yine Xavi'yi etkisiz hale getirmeyi denerdim. Ancak ne ben Jose Mourinho'yum ne de futbolu ondan daha iyi biliyorum. Mutlaka bir şeyler düşünecek, "inanmışlar ordusu" nu durdurmaya çalışacaktır. O işini bilir zaten bize karışmak düşmez.

Son olarak çarşamba akşamı olduğu için maçı Star TV yayınlayacak. Ancak kötü bir haberim var. Maçı İlker Yasin anlatacak. :(

27 Nisan 2010 Salı

O.Lyon 0-3 Bayern Münih


İlk maç 1-0 Bayern'in üstünlüğüyle bitince rövanşın bol gollü geçmesini bekliyordum. O.Lyon'un ilk maçtaki basiretsiz futbolunu oynamayacağını karşılıklı gollerin atılacağı zevkli bir maç hayal etmiştim. Yine gollü ve izlenebilirliği olan bir maç izledik ama bu kadar tek taraflı bir maç olacağı aklımın ucundan geçmedi.

Maçla ilgili yazılacak çok fazla bir şey yok. İyi oynayan futbolcusu olmayan takımla kötü oynayan futbolcusu olmayan takımın maçıydı bu maç. O.Lyon'da müspet bir iş yapan futbolcu yokken Bayern Münih'in kötü oynayan futbolcusu yoktu. Tek kelimeyle mükemmel oynadılar.

Aslında ilk yarı maç biraz daha dengeliydi. Ama iyi oynayan taraf yine Bayern'di. O.Lyon'u anlamak mümkün değil. Robben'i durdurmak için bir takım nasıl hiçbir şey yapmaz, ya da yapmaya çalışmaz? Adam belki de en iyi sezonunu geçiriyor. Bu konudaki en büyük şanssızlğı Messi'nin abartması. Yoksa yılın futbolcusu seçilebilecek bir performansı var. Tüm bunlar gün gibi ortadayken Lyon Robben'e karşı hiçbir önlem almadı. Robben de top ayağına ne zaman gelse tehlikeli oldu.

26.dakikada Olic golü attığında iş zaten bitmişti. O dakikadan sonra oyun disiplininden kopmamasıyla ün yapmış Almanların turu vermesi için doğaüstü olayların olması gerekirdi. 31. dakikada Bastos Lyon adına maçtaki tek gol pozisyonunda başarılı olamayınca Lyon 1-0'dan hemen sonra maça ortak olma şansını da yitirdi.

İkinci yarıya Bayern Van Buyten-Demichelis Lyon ise Cissokho-Gomis değişiklikleriyla başladı. Lyon artık tüm riskleri almak zorundaydı ve ikinci santrafor olarak Gomis oyuna girdi. Ancak bu değişiklik de pek fayda etmezken Cris 59.dakikada iki sarı kart birden görerek oyun dışı kaldı. Bana sorarsanız iki kart da doğruydu. Müdahale topaymış gibi gözükse de orada kontrolsüz bir hareket var. İkinci sarı kart da alkıştan verildi zaten.

Maç 11'e 11 oynanırken bile etkili olamayan Lyon'un son yarım saatte bir şey yapmasını beklemek hayalcilikten başka bir şey değildi. Bu dakikadan sonra Bayern zaten çok rahat götürdüğü maçta Olic'le 2 gol daha bularak finale yükselmeyi başardı ve kesinlikle bu başarıyı haketti.

Maçın adamı kesinlikle 3 gol atan Ivica Olic'ti. Ancak Hamit'in performansı da takdire şayandı. Hayatımda izlediğim en iyi Hamit Altıntop performansıydı. 1 asist yaptı, son dakikalarda kaçırdığı gol iyi oyununu bir golle süslemesini engelledi.

2004'ten sonra ilk kez 3 büyük lig dışından bir takımı, 2002'den beri ilk kez bir Alman takımını 2001'den sonra Bayern'i finalde görecek olmak çok güzel. Özellikle son yıllardaki İngiliz hakimiyetinden sonra bünyelerin böyle bir şeye ihtiyacı vardı.

Son olarak Lisandro Lopez'in yedek kulübesindeki hali Güiza'yı hatırlattı, tebessüm ettirdi. Bir de Louis van Gaal Lyon'un Monaco maçı ertelenince çok tepki göstermişti. Böyle olacağını bilse ağzını açmazdı herhalde.

Arda Turan'ın Günahı Neydi?


Diyarbakırspor maçında Ali Sami Yen'in tribünlerinde yaşananlar bir çok Galatasaraylının canını sıkacak cinstendi. Özellikle Arda Turan'a yapılan protestolar pek tasvip edilmedi.

O maçta Galatasaray taraftarını protestoya iten sebepler Eskişehir, Trabzon, Fenerbahçe ve Sivas maçlarından kaybedilen puanlardan dolayı takımın şampiyonluk yarışından uzak kalmasıydı. Elbette seyircinin protestoya hakkı vardır. Ancak protestoların hakkaniyetli olması gerekir.

Yukarıda saydığım dört maç Galatasaray'ın yarıştan kopmasına sebep olan maçlar. Bu maçlarda yaşanan kayıpları tek tek değerlendirecek olursak;

Eskişehir maçında takım halinde kötü bir Galatasaray vardı. Neticesinde biri Mehmet Topal'ın diğeri Servet'in bireysel hatalarından olmak üzere iki gol yedi Galatasaray ve maçı kaybetti.

Trabzonspor maçında Arda zaten sakatlığı sebebiyle maç kadrosunda değildi. Emre Güngör'ün yaptığı hata sonucunda Galatasaray mağlup oldu. Maçın tamamını izlemiş biri olarak şunu diyebilirim ki Emre Güngör o hatayı yapmasa Galatasaray büyük ihtimal o maçı kaybetmezdi.

Fenerbahçe maçına yedek başladı Arda Turan. 60. dakika civarında sakat sakat oyuna girdi. Daha sonra Rijkaard bu değişikliğin hatalı olduğunu kabul etse de burada Arda'yı suçlamak son derece yanlış bence. "Bu maçta oynamayacağım da hangi maçta oynayacağım?" diye düşündü. Sonuçta Galatasaray'ın en kritik maçıydı ve o maçtan sonra kalan maçlar bu kadar zorlu değildi. Arda'nın Galatasaraylılığı ağır bastı ve oynamak istedi. Ama etkili olamadı ve Leo Franco'nun yediği hatalı golle Galatasaray maçı 1-0 kaybetti.

Sivas maçında Arda sakatlığı dolayısıyla kadroda yine yer almadı. Son dakikada kaleci Aykut'un hatasından Mehmet Yıldız faydalandı ve maç 1-1 beraberlikle sonuçlandı.

Görüldüğü gibi Galatasaray'ın şampiyonluk yarışından koptuğu maçların ikisinde Arda yok. Birinin tamamında birinin de son yarım saatinde oynamış. O maçlardaki performansı da özel bir protestoyu hakedecek cinsten değildi. Şampiyonluğun kaçmasında örneğin Keita ne kadar kabahatliyse bu sonuçlardan Arda ondan daha fazla kabahatli değildir. Elbette kaptan olarak farklı sorumlulukları vardır. Fakat kaptanlığı bireysel protestolara maruz kalmasını haklı gösteren bir sebep değildir.

Diyarbakır maçında Arda'ya yapılan protestoların içeriği genellikle özel hayatıyla ilgiliydi. Arda Turan kamuoyuna malolmuş bir isim olabilir ama özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. O yüzden Arda'ya yapılan protestoların bana göre hiçbir haklı gerekçekesi yok.

Bursa maçından sonra Arda Turan uzunca bir süre gazetecilerin sorularını yanıtladı. Verdiği cevaplar sene sonunda takımdan ayrılacağına delaletti. Onun haricinde Arda'yı taraftarla yaşadığı gerginlikte gösterdiği dik duruştan ötürü kutluyorum. Başkası olsa kaypaklık yapar taraftarla arasını düzeltmeye bakardı.

Bülent Timurlenk birkaç gün önce kendi blogu Aceto Balsamico'da çok güzel bir Arda Turan yazısı yazmıştı. O yazıya katılmamak elde değil. Durumu çok iyi anlatan bir yazıydı. Başlıkta "Arda Turan'ın günahı neydi?" diye sorduk. Arda Turan'ın günahı "Arda Turan" olmasıdır. Başka bir şey değil.

24 Nisan 2010 Cumartesi

Yine MHK Yine Skandal


Merkez Hakem Kurulu Galatasaray-Bursaspor maçına Bünyamin Gezer'i atamış. Aslında bu tip Ahmet Çakarvari yorumlar yapmayı yazılar yazmayı kendime yakıştıramıyorum ama Bünyamin Gezer ve yöneteceği maçla ilgili bazı öngörülerimi de yazma ihtiyacı hissetmiş durumdayım.

Bünyamin Gezer gerek mesleği gerekse de tavır ve davranışlarıyla saha içinde oldukça otoriter bir hakem. Öyle ki futbolcular diğer hakemlere yaptıkları tarzda şiddetli itirazları kendisine yapamıyor. Bunlar olumlu özellikleri olarak kabul edilebilir. Bu açıdan bir sıkıntı yok zaten. Sıkıntı başka yerde.

Bünyamin Gezer ilk yarıdaki Fenerbahçe-Galatasaray derbisini yönetmişti. Maçta gösterdiği yönetim Galatasaray tarafından bir hayli eleştirilmişti. Maç öncesinde çıkan kavgada tribünlerden atılan bir cisim ile yardımcı hakemin başı yarılmış, Bünyamin Gezer maçı tatil etmedi diye eleştirilmişti. Hatta maçtan iki gün sonra Hürriyet Gazetesi'nde yaptığı açıklamalar bir hayli ilginçti. Bunlar dışında hem Fenerbahçe'nin ilk golündeki ofsayt pozisyonu hem de ikinci goldeki penaltı Galatasaraylı yöneticilerin hışmına uğramasına sebep olmuştu.

Yine aynı Bünyamin Gezer iki hafta önce Beşiktaş-Trabzonspor maçını yönetti. Son dakikada Trabzonspor'un Bursalı futbolcusu Egemen'in ceza sahası içinde topa yaptığı elle müdahaleyi görememiş penaltıyı es geçmişti. Şimdi bu Bünyamin Gezer Galatasaray-Bursaspor maçını yönetecek.

Aslında Türkiye'de etki altında kalmayacak, sahada gördüğünü çalacak kendisinden emin olabileceğim birkaç hakem var. Bunlardan biri de Bünyamin Gezer. Ancak kendisine "Ben bu maçta Galatasaray aleyhine ciddi bir hata yaparsam akıbetim ne olur?" sorusunu sorarsa işte o zaman çok büyük sıkıntıya düşer. İlk yarıdaki derbi maçtan dolayı zaten mimli olan Bünyamin Gezer bu maçta ne kadar adil davranabilecek göreceğiz. Zaten iyice kabak tadı veren ligde Galatasaray-Bursaspor maçında Bursaspor aleyhine ciddi hakem hataları yaşanırsa ne Bünyamin Gezer kalır, ne MHK, ne TFF ne de EURO 2016.

Ben zamanında Fırat Aydınus'un İ.B.B-Fenerbahçe maçına verildiğinde işte bu gibi şeylerden dolayı MHK'yı eleştirmiştim. Yine bir Fenerbahçeli olarak MHK'yı bu noktada eleştiriyorum. Üstelik bu eleştirimi de şampiyonluk yolundaki en önemli rakibim Bursaspor aleyhine yapılması muhtemel hatalar üzerinden yapıyorum. Umarım Pazar günü 20.45'te hakemden dert yanan Bursasporlular görmeyiz.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi Yarı Final İlk Maçları


Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalin ilk ayağını tamamladık ve bu maçlar sonunda Inter ve Bayern Münih Bernabeu yolunda avantajlı olan takımlar oldular.

Bu gecenin maçında Bayern ile O.Lyon Allianz Arena'da karşılaştılar. Bayern her zamanki oyun anlayışıyla sahadayken Lyon eksiklerinde getirmiş olduğu sıkıntıyla sadece savunmayı düşünen bir anlayışı benimsemişti.

Maç başlar başlamaz kontrol Bayern'e geçti. Lyon oyunu kendi yarı sahasında kabul ediyor Bayern istediği gibi pas yapıyordu. İlk tehlikeli pozisyonu 13. dakikada Schweinsteiger'le yakalayan Bayern 3 dakika sonra da Müller'le bir pozisyondan daha yararlanamadı. İlk yarım saat biterken Lyon Bayern üzerinde bir baskı kurmayı başardı. Özellikle arka arkaya kazanılan köşe vuruşlarında Lyon etkili olsa da onlar da skor üretemedi. 37.dakikada Ribery Lisandro Lopez'e yaptığı sert hareketten sonra kırmızı kartla oyundan atılınca maçta tansiyon yükseldi. Bayern finale kalsa bile Ribery'den yararlanamayacak gibi gözüküyor. Bayern'in 10 kişi kalmasından sonra statta müthiş bir protesto başlayınca maçın heyecan katsayısı az da olsa arttı.

İkinci yarıya Louis van Gaal Tymoshcuk-Olic değişikliğiyle başladı. Çıkan ismin Müller olmasını beklerken o gole en yakın ismi oyundan almayı tercih etti. Maç 11'e 10 oynanmasına rağmen oyunun kontrolü halen Bayern Münih'teydi. Philip Lahm'ın şık hareketlerle ceza sahasına girdiği pozisyonda Müller çok önemli bir fırsatı değerlendiremedi. Toulalan 51'de Robben'e yaptığı hareketten dolayı sarı kart gördü. Bu hareketinden 3 dakika sonra ikinci sarıyı da görerek takımını 10 kişi bırakınca tribünlerdeki binlerce Alman'ın da gazı alınmış oldu. Takımlar dengelendikten sonra protestolar bitti. Ancak Toulalan'ın gördüğü ikinci sarı kartın biraz ağır bir karar olduğunu belirtmekte fayda var.

Toulalan'ın atılmasının ardından Claude Puel Pjanic'i çıkarıp Makoun'u oyuna aldı. Amaç deplasmanda mağlup olmamaktı. Ancak 69'da bu sezon belki de kariyerinin en parlak sezonunu geçiren Robben golü atarak Puel'in planlarını bozdu. Puel son 20 dakikada Bastos ve Govou'yu kullanmak istese de Govou'nun bir şutu dışında Lyon etkili olamadı. Bayern de farkı arttıramayınca maç 1-0 tamamlandı.

Daha önceki turlarda evinde aldığı 2-1'lik galibiyetlerin avantajıyla turu geçen Bayern bu kez yine tek farklı ancak gol yemeden bir galibiyet aldı. 2-1 gibi aslında çok da avantajlı olmayan skorlara rağmen turu geçen Bayern'in 1-0'ın avantajını da iyi kullanarak finale çıkacağını tahmin ediyorum. Ayrıca ikinci maçta Lyon mutlaka gol atmak zorunda olacağından Bayern'in deplasmanda gol atma ihtimali de oldukça yüksek. Atılacak bir golün bile Lyon'un en az 3 gol atmasını gerektirecek olması da önemli bir avantaj. Rövanşın bol gollü bir karşılaşmaya sahne olmasını bekliyorum.

Dün gece oynanan maçta ise Inter Barcelona'yı 3-1 gibi iyi bir skorla mağlup ederek final için önemli avantaj yakaladı.

Maçtan önce Jose Mourinho'nun Sneijder-Pandev-Etoo-Milito dörtlüsünü kullanmasını beklemiyordum açıkçası. Fakat Mourinho bu kararının meyvesini fazlasıyla almayı başardı. Hem de 1-0 geriden gelerek...

İki takım da ideal onbirlerine yakın kadrolarla sahadaydılar. Inter'de Stankovic Barcelona'da ise Abidal yedekti, Iniesta ise sakattı. Maç Barcelona'nın klasik maçları gibi başladı. Topla oynayan taraf Barcelona'ydı. Ancak Xavi ve Messi'yi durdurmayı başaran Inter kalesini iyi savunmayı başardı. Ta ki Maxwell'in soldan girip Pedro'ya çıkarttığı pozisyona kadar. 19. dakikada Barcelona bu pozisyonda golü attığında ne yalan söyleyeyim "Madrid'e gidecekler galiba." dedim. Ancak işler umduğum gibi gitmedi. 1-0 olduktan sonra Milito'yla çok önemli pozisyonlar kaçıran Inter, 30'da Sneijder'in golüyle beraberliği sağlamayı başardı. 1-1'den sonra Barcelona hata yapmayınca ilk yarı 1-1 tamamlandı.

Inter ikinci yarıya hızlı başladı. Barcelona'nın hücumda kaybettiği topla çabuk çıktılar ve Maicon skoru 2-1 yaptı. 61'de Milito yine benzer bir pozisyonda farkı ikiye çıkarınca Inter bir hayli avantajlı konuma geçti. Guardiola o ana kadar sahada hiçbir şey yapmayan İbrahimoviç'i çıkarıp sol bek Abidal'i oyuna aldı. Bu değişiklik muhtemelen daha kötü duruma düşmemek için yapıldı ama son bölümlerdeki Barcelona baskısında Barca İbrahimoviç'e ihtiyaç duydu. Maçta başka gol olmayınca 3-1 tamamlandı.

Guardiola maçtan önce yapılan basın toplantısında yaptıkları otobüs yolculuğuna esprili bir şekilde yaklaşmış "Inter'in maçlarını izleme analiz etme fırsatım oldu." demişti. Guardiola'nın neyi nasıl analiz ettiğini bilmiyorum ama Mourinho'nun Barcelona'nın kaybettiği Rubin Kazan ve Atletico Madrid maçlarını iyi analiz ettiği ortada. Atılan gollere baktığınızda Barcelona'nın o maçlarda yediği gollere benzediğini göreceksiniz. Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur ama Guardiola'nın bunu düşünüp Real Madrid maçındakine benzer bir onbirle sahaya çıkması en kötü ihtimalle berabere kalmasını sağlayabilirdi. Fakat o Jose Mourinho'yu şaşırtmak yerine tuzağına düşmeyi tercih etti ve final şansını zora soktu.

Inter'de Balotelli hariç kötü oynayan oyuncu yoktu. İyi savunma yaptılar. Xavi ve Messi'yi durdurmayı başardılar. İyi savunma yaparken hücumda kazandıkları topların çoğunu da olumlu kullanarak avantajlı bir skor elde etmeyi başardılar. Eğer bu skorla Barcelona'yı değil de başka bir takımı yenmiş olsalardı "Finale çıkmamaları için mucize olması lazım." derdim. Ancak rakip Barcelona olunca işler değişiyor. Jose Mourinho'nun böyle bir avantajı kaybetmesine pek ihtimal vermesem de 2-0'lık bir Barcelona galibiyeti sürpriz olmaz.

Şampiyonlar Ligi'nde yarı finaller haftaya oynanacak maçların ardından tamamlanacak ve Bernabeu'da kozlarını paylaşacak iki takım belli olacak.