BİY

28 Mayıs 2010 Cuma

Hesaplayan Adam


Cem Yılmaz'ın esprisi vardı hesaplayan adamlarla ilgili. Ben de oturdum Euro 2016'nın ilk tur oylamasının hesabını yaptım. İlk turda üyeler tercihlerini 1,2,3 şeklinde sıraladılar ve 1. ülkeye 5, 2.'ye 2, 3.'ye ise 1 puan verildi. Buna göre Fransa 6 üyeden 5, 6 üyeden 2 ve 1 üyeden 1 puan alarak 43 puan, Biz 5 üyeden 5, 5 üyeden 2, 3 üyeden 1 puan alarak 38, İtalya ise 2 üyeden 5, 2 üyeden 2, 9 üyeden 1 puan alarak 23 puan toplamış. Buna göre ilk turda İtalya'ya 5 puan veren üyelerden biri finalde tercihini Fransa'dan yana kullanırken diğeri Türkiye'yi tercih etmiş. Eğer bir tutarsızlık yoksa Fransa'nın 1 puan aldığı tek üye İtalya'ya 5 puan vermiş ve aynı üye finalde tercihini bizden yana kullanmıştır. Tam bir ALES sorusu oldu.

Sunumları değerlendirecek olursak biz daha önce bu turnuvayı hiç düzenlememiş olduğumuzu, İtalya futboldaki ekollerini, Fransa ise altyapısını ön plana çıkardı. Defne Samyeli oldukça başarılı bir sunum gerçekleştirirken İtalyanların sunucusu ise metni kağıttan okuyarak bana göre iyi bir sunum gerçekleştiremedi. İtalya'da yaşayan yabancı gençleri kullanmaları fena bir fikir değildi ama çok etkileyici olduğu da söylenemez. Fransa ise 10 yaşındaki çocuktan medet umdu ama ev sahipliğini almayı başardılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse böylesine ciddi rakiplerle mücadele etmek kolay değildi. Ev sahipliğini bir oy farkla kaçırmak en azından projeyi yürütenlerin iyi bir çalışma ortaya koyduklarını gösteriyor. UEFA'nın kararını da anlaşılabilir buluyorum açıkçası. Ukrayna'nın yaşadığı sıkıntılar ve üst üste iki tunuvayı Avrupa'nın doğusuna vermek istememeleri ilk kez 24 takımın katılacak olması ve 51 maçın yapılacak olması düşünüldüğünde daha tecrübeli bir ülkeye bu görevi vermeleri çok da anormal değil aslında.

Sonuç açıklandıktan sonra Şenes Erzik'in açıklamaları gerçekten çok sertti. Şenes Erzik'i hiç böyle görmemiştim. Platini'yi özellikle icra kurulu üyelerini Sarkozy ile tanıştırmasından dolayı çok ağır eleştirdi. Ayrıca "Bu sonuç UEFA Başkanı için iyi bir sonuç değil." cümlesi enteresandı.

Bu tip olaylarla muhatap olduğumuzda her zaman konuşulan "lobi faaliyetleri" lafı yine konuşuluyor tabi. "Bizim lobimiz yok, Şenes Erzik ne iş yapar?" deniyor ama bunların hiçbir mantığı yok. 2005 Şampiyonlar Ligi finali ve 2009 UEFA Kupası finali verilirken Şenes Erzik iyiydi de şimdi kötü değil.

Bugünkü sonuçtan sonra bence 2020 için de aday olmalıyız. Ancak oradan da istediğimizi elde edemezsek daha uğraşmaya gerek yok.

2016'yı da Vermediler


UEFA Euro 2016 için kararını Fransa'da yana kullanarak ev sahipliğini bu ülkeye verdi. Doğrusunu söylemek gerekirse çok umutlu değildim ama yapacak bir şey yok. Bence önümüzdeki turnuvalara bakmamız gerekiyor.

Şüphesiz Michel Platini'nin UEFA Başkanı olmasının Fransa'nın kazanmasında etkisi vardır. Ayrıca Ukrayna'nın yaşadığı sıkıntıların da bizim kaybetmemiz de etkisi olmuştur. Öte yandan oylamanın da ne kadar adaletsiz olduğu da bir gerçek. 2012 oylamasında finalde kaybeden İtalya'nın bu kez finale kalamaması bu oylamalarda başka faktörlerin devreye girdiğini gösteriyor.

Oylamanın sonucuna bakacak olursak bizim bundan sonra yapmamız gereken verdiğimiz taahhütleri yerine getirip 2020 için daha hazır bir şekilde aday olmamızdır. Onu da vermezlerse kasmanın bir manası yok artık.

27 Mayıs 2010 Perşembe

2016 İçin Karar Günü


UEFA İcra Komitesi bugün yapacağı son toplantının ardından Euro 2016'ya ev sahipliği yapacak ülkeyi açıklayacak ve turnuva Türkiye, Fransa ya da İtalya'dan birinde düzenlenecek.

Euro 2008'e Yunanistan'la ortaklaşa aday olmuş ancak yanlış hatırlamıyorsam finalde kaybetmiştik. 2012 için ise tek başımıza aday olmuştuk. O zaman da değerlendirme raporları konusunda rakiplerimizden önde olmamıza rağmen İtalya'nın önü açılsın diye ayağımız kaydırılmış ancak Catania-Palermo maçında yaşananların da etkisi ile 2012 Polonya-Ukrayna ortaklığına gitmişti. Bugün UEFA'nın Ukrayna ile ilgili yaşadığı sıkıntılar ortada.

Bu seferki adaylığımızda federasyon öncekilere oranla çok daha iyi çalıştı. Adaylığımızı gayet güzel anlattılar ve sistemli bir çalışma yürüttüler. Bu yüzden şansımızı 2008 ve 2012'ye oranla daha yüksek görüyorum. Ancak rakiplerimiz de Avrupa'nın güçlü ülkeleri Fransa ve İtalya.

Fransa 2012 olimpiyat oyunlarına Paris ile aday olmuş ancak olimpiyatları düzenleme hakkını Londra elde etmişti. Bu sefer şanslarını Euro 2016 için deniyorlar. Şu andaki görüntü en ciddi rakibimizin Fransa olduğu yönünde. Onların bize göre avantajları şehirlerinin altyapısı ve ulaşım imkanları. Bizimki ise projelerimizin hükümet desteğine sahip olması.

İtalya futbolu ise Calciopoli skandalından beri ciddi bir şekilde kan kaybediyor ve çareyi böyle bir turnuva düzenleyerek yeniden ayağa kalkmakta arıyorlar. Böylece eskimeye yüz tutmuş statlarını da yenilemek istiyorlar ama değerlendirme rapoları konusunda UEFA'nın gözüne girememişler gibi gözüküyor. Yine de bu işler belli olmaz. Sonuçta 2012 oylamasının nasıl olduğu malum.

Abdullah Gül'ün de Cenevre'ye gidecek olması önemli ama Nicolas Sarkozy de Fransa'ya destek vermek için orada olacak. İtalya ise bu düzeyde bir katılımla orada olmayacak. Bu noktada Fransa ve Türkiye avantjlı.

Bana göre turnuvayı alma ihtimalimiz ile alamama ihtimalimiz eşit. Sonuçta 13 tane adamın ağzından çıkacak lafa bakıyoruz ve 2008 ile 2012 oylamalarında hep sürpriz yaşadık. Ayrıca İtalya ve Fransa'yı geçmek her ne olursa olsun kolay bir iş değil.

23 Mayıs 2010 Pazar

Avrupa'nın En Büyüğü Inter


Tarihin ilk cumartesi akşamı oynanan kupa finalinde Milano'nun mavi-siyahlı temsilcisi Inter 45 yıl aradan sonra Madrid'de kupayı kaldırdı. Maç öncesi beklentiler Inter'in kupayı kazancağı yönündeydi, sürpriz olmadı.

Inter 4-2-3-1 düzeninde Bayern ise klasik düzeninde sadece Ribery'nin yerine Hamit'le oyuna başladı. İlk 10 dakika Inter biraz daha derli toplu bir görüntü çizerken Bayern oldukça savruktu ama daha sonra oyunda kontrolü ellerine almayı başardılar. Maç Bayern'in kontrolünde geçerken 35.dakikada Inter 3 pasla golü buldu. Julio Cesar'ın ileri gönderdiği topu Milito Sneijder'e indirdi. Sneijder tekrar Milito'yu gördü ve Milito düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi. İlk yarı bu golle Inter'in üstünlüğüyle tamamlandı.

İkinci yarıda Bayern başlama vuruşunu yapar yapmaz pozisyona girdi. Hamit'in pasında Müller mutlak pozisyonda Cesar'ı geçemedi. Sanırım 46.dakikaya maçın kırılma anı dersek hata etmiş olmayız. Bayern skorda geride olmasından dolayı golü atmak için çok çabalasa da Inter'in katı savunmasını bir türlü geçemedi. 70'te Inter bir kez daha çabuk çıkarak Milito'yla 2. golü de buldu. Zaten o dakikadan sonra Inter'in maçı vermesi mümkün gözükmüyordu. Nitekim öyle bir olay da yaşanmadı.

Inter Bayern'den daha kuvvetli bir takım belki ama sahadaki futbol 2-0'lık bir farkı oluşturacak bir futbol değildi. İki takım birbirinin hatasını kollayacaktı, hata yapma ihtimali yüksek olan taraf Bayern'di sonuçta 35.dakikada yapılan hata pahalıya maloldu. Inter zaman zaman savunma olayını abarttı ama Barcelona maçındaki kadar bir durum olmadı neyse ki. Ancak hem eledikleri takımlar bazında hem de bu maçtaki güç dengesi bazında olayı incelersek Inter kupayı haketti. Chelsea ve Barcelona gibi takımları eleyerek adeta tırnaklarıyla kazıyarak bu noktaya geldiler. Bayern ise biraz da hakemlerin de etkisiyle Madrid'deki yerini almıştı. Eğri oturup doğru konuşmak lazım.

Maçtaki futbol kalitesi genel olarak vasatı aşamadı. Özellikle ilk yarısı çok sıkıcı geçen bir maçtı. Bayern gol bulabilse daha güzel bir maç izlerdik şüphesiz. Ama Bayern'in gücü Inter'e yetmedi. Ribery'nin yokuluğunu da hissettiler bence. O olmayınca bütün iş Robben'e kaldı.

Inter'in Jose Mourinho'yla Jose Mourinho'nun da Inter'le anlaşmasının sebebi ikisinin de bu kupayı kazanmak istemesiydi. Hem Inter hem Mourinho muratlarına erdiler. Artık Mourinho'nun Inter'de yapacak bir şeyi kalmadı. Gelecek sene Real Madrid'i çalıştırmaması çok büyük sürpriz olur.

Diego Milito da herhalde kariyerinin en iyi sezonunu geçirdi. İtalya Kupası finalinde tek golü attı takımı kupayı kazandı, ligde son hafta Siena deplasmanında tek golü attı takımı şampiyon oldu, Şampiyonlar Ligi finalinde iki golü de atarak maçın adamı oldu ve takımının kupayı kazanmasında başrol oynadı. Bu performansı Dünya Kupası'nda devam ettiği takdirde Arjantin'in kupada ilerleme şansı çok yüksek olacaktır.

Son olarak Inter Bayern'i mağlup ederek İtalyan takımlarına bir sezonluk kredi açmış oldu. UEFA sıralamasında Almanya'nın İtalya'yı geçmesine izin vermedi. Ancak diğer İtalyan takımları kendilerini toparlamazsa Bundesliga 3.sü 2012-2013 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne ön elemesiz gider. Jose Mourinho'nun da Inter'den ayrılması durumunda Inter'in bir daha bu noktalara gelmesi çok zor.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Avrupa'da Sezon Finali


İlk defa cumartesi akşamı oynanacak olan Şampiyonlar Ligi finali ile birlikte 2009-2010 futbol sezonu Avrupa'da noktalanacak ve gözler Dünya Kupası'na çevirilecek. Bu akşamki kupayı almak için ise Bayern Münih ve Inter kapışacak. Bu akşamki maçın bir diğer özelliği de gruplarını 2. tamamlayan iki takımın finalist olması. Böyle bir durum sanırım daha önce olmamıştı.

Bayern Münih A Grubu'nda Bordeaux Juventus ve Maccabi Haifa ile mücadele etti. Bordeaux'nun rahat bir şekilde lider bitirdiği grubu son maçta deplasmanda Juventus'u 4-1 gibi bir skorla mağlup ederek 2. bitirdi. Zaten Bayern'in bu yükselişi o maçtan sonra başladı. 2.turda rakip Fiorentina'ydı. Dün uluslararası kariyerini noktalayan Ovrebo'nun da katkılarıyla ilk maçı Bayern 2-1 kazandı. İkinci maç ise tam bir gol düellosu şeklinde geçerken Bayern maçı 3-2 kaybetmesine rağmen çeyrek finale çıkan taraf oldu.

Çeyrek finalde ise rakip Manchester Utd. oldu. Herkes eşleşmeye 99 finalinin rövanşı olarak bakıyordu. İlk maçta Manchester Utd. maçın başında öne geçmesine rağmen skoru koruma telaşına düşünce Bayern Ribery ve Olic'in golleriyle maçı 2-1 kazandı. İkinci maça Manchester Utd. çok hızlı başlamış ilk 10 dakikada maçı 2-0'a getirmişti. İlk yarının sonlarına doğru Nani'nin golüyle 3-0'ı da yakaladılar ama Olic'in golü Bayern'in 2.yarıya umutlu girmesini sağlamıştı. MANU ikinci yarıda Rafael'in atılmasıyla 10 kişi kalınca yine skoru koruma telaşına düştü. Ferguson Rooney'i oyundan aldı Robben'in mükemmel golü yarı finali getirdi.

Yarı final ise Bayern için çok rahat geçti. İki maçta da oyunun kontrolü Bayern'deydi. İlk maçta Bayern bir kişi eksik olduğu zamanlarda bile Lyon'dan daha iyi olan taraftı. İlk maçı 1-0 kazanan Bayern ikinci maçta rakibini sürklase ederek 3-0 kazanarak finale adını yazdıran taraf oldu.

Inter ise F Grubu'nda Barcelona Dinamo Kiev ve Rubin Kazan'la mücadele etti. Bu grubun 1-2'si Barcelona ve Inter oldu ama beklenen kadar kolay olmadı. Son maça kadar tüm takımların bir üst tura çıkma ihtimali vardı. 2.turda Inter'in rakibi Chelsea oldu. Bu eşleşme erken final niteliği taşıyordu. Mourinho eski takımı Chelsea'ye karşıydı. İlk maçı 2-1 kazanan Inter ikinci maçı da 1-0 kazanarak çeyrek finale çıktı. Bu turun geçilmesinde hatta finale gelinmesinde en büyük katkı Jose Mourinho'nundur dersek abartmış olmayız.

Çeyrek finalde Inter CSKA Moskova'yla eşleşti. Doğrusu bir önceki turda Chelsea gibi bir takımı eleyen Inter'e CSKA'nın çıkması adil bir kuraydı. Inter CSKA karşısında fazla zorlanmadı. İki maçı da 1-0 kazandı ama ilk mçta Akinfeev'in yaptığı kurtarışlar düşünüldüğünde iş daha ilk maçta bitebilirdi.

Yarı finalde rakip son şampiyon Barcelona'ydı. İki takım aynı gruptan çıkmış Guiseppe Meazza'daki maç 0-0 berabere bitmiş Nou Camp'taki maçı Barcelona 2-0 kazanmıştı. Ancak bu sefer işler farklıydı. Inter ilk maçta Barcelona'nın arkada bıraktığı boşlukları iyi değerlendirince 1-0 geriye düşmesine rağmen maçı 3-1 kazandı. İkinci maç ise Inter ceza sahasında geçti. Inter'in yaptığı 10 kişilik sacunma sadece bir kez hata yapınca Barcelona maçı 1-0 kazandı ama Madrid biletini Inter kaptı.

Bu akşamki maçın tam bir taktik savaşı şekline geçmesini bekliyorum. Her iki takımın da önce gol yememeyi rakibin hatasından bulacağı gol ya da gollerle galip gelmesi muhtemel. Böyle bir oyunda Inter daha avantajlı olabilir. Çünkü Bayern'e göre daha oturmuş bir takım. Inter'de Thiago Motto Bayern'de Ribery cezalı. Motta'nın yokluğu Inter'i fazla etkilemez ama Ribery Bayern için önemli bir kayıp olabilir. Tabi Ribery'nin yokuluğundan dolayı Hamit'in oynayacak olması bizim için önemli.

Bu sene Şampiyonlar Ligi çok enteresan geçti. C.Ronaldo hariç ses getiren transfer yapan herkes eski takımına karşı oynadı. Eto'o, Ibrahimovic, Kaka, Benzema hatta çok kasarsak Hleb, Barcelona altyapısından yetişine Fabregas, yıllarca Arsenal'de oynayan Henry, yine yıllarca Manchester Utd.'da oynayan Beckham eski takımlarına karşı mücadele ettiler. Hatta Jose Mourinho'yu da bu gruba dahil edebiliriz. Bu akşam da aynı şey Lucio'nun başına geldi. Yıllarca oynadığı Bayern'e karşı mücadele edecek. Aynı zamanda tabiri caizse Real Madrid'den yaka paça gönderilen Robben ve Sneijder'in eski takımlarının stadında finali oynayacak olması da hoş bir tesadüf.

Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nı Inter ya da Chelsea'nin kazanmasını istiyordum. Çünkü bu iki takım bu kupayı çok istiyordu. Ancak bu akşam maçı bir tarafı çok destekleyerek izlemeyeceğim. Ama eledikleri takımlara baktığınız zaman Inter Seria A şampiyonu olarak Premier Lig şampyonunu Chelsea ve La Liga şampiyonu Barcelona'yı eleyerek finale geldi. Bayern ise Seria 11.si Fiorentina Premier Lig 2.si Manchester Utd. Fransa 2.si Lyon'u eleyerek finale geldi. Bu yüzden Inter kupayı daha çok hakediyor diye düşünüyorum. Ancak Hamit Altıntop'un da kupayı kazanması beni mutlu eder.

Sene başında Inter burayı hedeflerken Bayern'in böyle bir hedefi yoktu. O yüzden kupayı Inter daha fazla istiyor düşünüyorum. Ayrıca Jose Mourinho'nun Real Madrid ile ilgili yaptığı açıklamalar bence oyuncularda ekstra bir motivasyon yaratacaktır. Oyuncular Mourinho'ya giderayak Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşatmak isteyecektir.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 2009-2010


Fenerbahçe üç sene üst üste şampiyonluk parolasıyla başladığı 2009-2010 sezonunda dramatik bir şekilde şampiyonluğu kaybederek çok ciddi bir buhranın içine girdi. Bu kez 100.yıl motivasyonu ve rakiplerin de gelecek sene daha iyi durumda olacağı düşünülürse bu buhrandan çıkması çok kolay gözükmüyor.

Sezona iyi başladı aslında Fener. En iyi başlangıç rekorunu kırdı. Ancak 10.haftadan sonra işleyen süreç Fenerbahçe'nin ligde gerilemesine sebep oldu. Şike skandalında "Kazım" diye birinin adının geçmesi, patlak veren seks skandalı gibi olaylar Fenerbahçe'yi zor günlere soktu. İlk yarının sonunda alınan iki galibiyet ise Fenerbahçe'yi yeniden liderliğe oturttu.

Devre arasında Roberto Carlos ve Kazım takımdan ayrıldı, Trabzon'da tutunamayan Gökhan Ünal transfer edildi. İkinci yarıya iki flaş galibiyetle başlayan Fenerbahçe Şubat ayında oynadığı 7 resmi maçtan galibiyet çıkaramayınca bir ara liderin 6 puan gerisine düştü. Artık Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna inanan kimse kalmamıştı ama İ.B.B maçından sonra sonuç anlamında ortaya konan performans ligin bitimine 3 hafta liderliği tekrar getirdi. Ancak 34.hafta tarih tekerrür edince Fenerbahçe bu kez daha dramatik bir biçimde şampiyonluğu kaybetti. Ama bana sorarsanız aslında şampiyonluk Kadıköy'deki Bursaspor maçında kaybedildi. Fenerbahçe uzun süre önde götürdüğü maçı en azından berabere bitirebilecek kudrete sahip olsaydı Bu performansıyla bitime bir hafta kala şampiyon olacaktı.

Fenerbahçe'nin hem ligde hem kupada 2006'dakine benzer bir olay yaşaması bana göre ilahi adaletin tecellisidir. Nasıl ki Anelka'nın Konya'da attığı gol Fenerbahçe'yi çok zor duruma soktuysa bu sene de Bilica'nın kazdığı çukur Fenerbahçe'yi aynı duruma sokmuştur. Ayrıca Beşiktaş maçındaki hakem kararları, şampiyonluğu düşleyen köpek figürlü balonlar düşünüldüğünde Fenerbahçe'nin şampiyon olması durumunda bunlar daima dile getirilecekti. Öte yandan Fenerbahçe'nin şampiyonluğu ligimizin bir çok emektar kalecisini de zor duruma sokacaktı. Bana göre kalecileri böyle suçlamak yanlıştı tabi ama Leo Franco, Murat Şahin, Ivesa ve Serkan Kırıntılı ile ilgili aşağılık iddialar daha yüksek sesle dillendirilecekti.

Tabi bir de dün yaşanan anons rezaleti var ki aslında bana sorarsanız o da çok hayırlı olmuştur. Bursaspor maçında Güiza'yı yuhlayan taraftara ve o taraftarla tartışmaya girip daha sonra oyuncusunu satan Cristoph Daum'a müstehaktır bunlar.

Açıkçası bir Fenerbahçeli olarak kendim için fazla üzülmedim. Ama ameliyatlarını erteleyip şampiyonluk için sonuna kadar mücadele eden Gökhan Gönül ve Özer Hurmacı'ya üzüldüm. Gerçekten çok büyük fedakarlık örneği gösterdiler. Öte yandan elnden geleni yaptığını bildiğim kaptan Alex'e üzüldüm. Her ne kadar hakeme çok itiraz etseler de iyi mücadele eden Emre Belözoğlu'yla Lugano'ya üzüldüm başka da kimseye üzülmedim doğrusu. Güiza'yı da suçlamıyorum. Ama defanstaki dengesizin yaptıklarını asla affetmeyeceğim. İnşallah defolur gider. Cristoph Daum'un da azıcık haysiyeti varsa istifa etme erdemini gösterir.

Bundan sonra Fenerbahçe'de yaşanacaklar belli. Daum'un takımın başında kalma ihtimali benim ileride cumhurbaşkanı olma ihtimalimden az. Aziz Yıldırım da hiç öyle istifa muhabbetlerine girmesin zaten bir inandırıcılığı da kalmadı artık. Güiza'nın takımda kalması da zor artık. Deivid'in de kalacağını sanmıyorum. Bilica da kesinlikle gönderilmeli.

Fenerbahçe'yi bundan sonra çok zor yıllar bekliyor bana göre. Rakiplere baktığınız zaman hepsi bir önceki sezon çalıştıkları hocalarla devam edecekler. 2 yıllık bir istikrarın bile çok şey farkettirdiği ligimizde Fenerbahçe sezona yeni bir teknik direktörle girdiğinde otomatikman yarışa bir adım geriden başlamış olacak. Fenerbahçe'nin 100.yıldaki ortamı bulması çok zor. Fenerbahçe'den en az 3 sene bir beklentim yok.

Dün top üç direğin arasından bir kez daha geçseydi bugün elbette farklı şeyler konuşulacaktı ama Fenerbahçe'nin Zico'yu göndermesinin ne kadar büyük bir yanlış olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Geçen sene 71 puanla şampiyon olmuş Beşiktaş'ı Zico'yla 3. senesine girecek Fenerbahçe bana göre çok rahat geçerdi. Ama Fenerbahçe sanki her sene Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynuyormuş gibi Zico'yu gönderdi. Geçen sene Fenerbahçe şampiyon olsa bu sene ortam çok daha farklı olacaktı.

Şampiyonluk kupasının penaltı noktasına çukur kazanların yerine kısıtlı imkanlarla büyük işler yapanların elinde yükselmesi adaletin tesis edilmesi adına hayırlı olmuştur. Bursaspor'u bir kez daha can-ı gönülden tebrik ediyorum.

Şampiyon Inter


İtalya Seria A'da son haftalar çok çekişmeli geçse de sonunda sürpriz olmadı ve Inter 18. şampiyonluğuna ulaştı. Roma ise "gönüllerin şampiyonu" olarak kaldı.

Aslında Inter sezona çok iyi başlamış takipçileri ile puan farkını 8 puana kadar çıkarmasına rağmen özellikle Mart ayında yaşadığı puan kayıplarıyla liderliği Roma'ya kaptırmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse Jose Mourinho takımı önde giderken özellikle hakemlerle girdiği gereksiz polemikler yüzünden Inter çok sıkıntı çekti. Ama rakiplerin durumu gözönüne alındığında talih yine Inter'in yüzüne güldü. Aslında Inter'in Avrupa'da şampiyonluğu garantileyen ilk takım olması gerekirdi. İşin son haftaya kalmasının nedeni kesinlikle Jose Mourinho'dur.

Sezon başında "Inter'i zorlayacak bir takım varsa o takım Juventus olur." deniyordu ama Juventus ligi ancak 7. bitirebildi. Bir diğer Milano ekibi Milan ise bir ara Inter'i zorlar gibi olsa da Roma'ya geçildikten sonra pilleri bitti.

Roma ise 29 Kasım 2009'dan 25 Nisan 2010'a kadar oynadığı maçlarda mağlubiyet yüzü görmedi ama 25 Nisan'da yaptıkları hata pahalıya maloldu. Sezona daha iyi başlayamamanın sıkıntısını çektiler.

Inter'in şampiyonluğundan bahsedip de Diego Milito'dan bahsetmek olmaz. Robben'le birlikte Avrupa'da yılın transferidir Milito. Attığı 22 golle takımının şampyonluğunda başrol oynadı. Umarım bu formunu Dünya Kupası'na yansıtır. Arjantin'in ona ihtiyacı var.

Son olarak Sampdoria'nın Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olması da Kupa-1'de farklı takımları görmek adına güzel bir gelişme.