BİY

12 Kasım 2011 Cumartesi

Neden Hiddink'i Getirdik?


2010 elemelerinden sonra Fatih Terim görevi bıraktıktan sonra zamanın TFF yöneticileri "eleştirilemeyecek" Dünya çapında bir hocayı milli takımın başına geçirileceğini söylemişlerdi. Bu "eleştirilemeyecek" isim de Hiddink oldu.

Medya "Hiddink'i niye getirdik?" sorusuna hep farklı cevaplar verdi. En çok da "2012'ye gitmek için Hiddink'i getirdik." dediler. Halbuki TFF her turnuvaya giden bir takım oluştursun diye Hiddink'i getirdiğini ifade etmişti. Peki Hiddink böyle bir takım oluşturmak için ne yaptı? Ben söyleyeyim hiçbir şey yapmadı.

Elemelerde ilk maçı Kazakistan'la oynadık. Kazakistan maçında stoperde Ömer Erdoğan-Servet Çetin ikilisi vardı. Daha sonraki maçlarda Servet- Toraman, Servet-Serdar Kesimal, Serdar Kesimal-Egemen, Servet-Egemen, Gökhan Zan-Egemen ikilileri stoperde görev yapmış. Son Hırvatistan maçında Giray-Egemen ikilisine kadar geldik. Kalede bile 3 farklı oyuncu görev aldı. Yine aynı zamanda sol bekte 3 farklı isim Hakan Balta, İsmail Köybaşı ve Çağlar Birinci oynamış.

Diğer mevkilerde de durum farklı değil. Kazakistan maçında orta sahada Emre-Aurelio-Arda-Hamit-Tuncay görev yapmış. Daha sonra Belçika maçına ise santroforsuz başlayıp Nihat'ın yerine Selçuk İnan'ı koymuş. Sonra devre arasında Semih'i Selçuk'un yerine oynatmış. Almanya maçında ise Özer Hurmacı ilk A milli olurken Kazakistan ve Belçika maçlarında maç kadrosuna bile almadığı Nuri Şahin de orta sahadaki yerini almış. Avusturya maçında ise Hiddink orta sahaya Mehmet Ekici'yi monte etmiş. İçerideki Almanya maçında ise yeniden Aurelio'yu hatırlamış. Son Azerbaycan maçında da Mehmet Topal ve Kazım'ı ilk onbirde başlatmış.

Santrafor gelecek olursak; İlk Kazakistan maçında Nihat Kahveci, Belçika maçının ilk yarısında yok, 2.yarıda Semih Şentürk, Almanya maçında Halil Altıntop, Sonra Azerbaycan maçında tekrar Semih, geri kalan maçlarda Burak Yılmaz orada görev yapmış.

Buradan şöyle bir sonuç çıkar; Hiddink'in aklında belli bir oyun anlayışı yok. Tamamen doğaçlama takılıyor. Böyle olduğu zaman da ne bir sistemin olur, ne de her turnuvaya katılabilen bir takım olursun. Bir cacık olmaz. Zaten oynadığımız futbol da ortada. Aslında bizim oynadığımıza futbol demeye bin şahit lazım.

Peki Hiddink'e salladık. Biraz da elimizdeki malzemeyi konuşalım. Ligin durumu ortada. Kaç kişiyle konuştuysam futboldan keyif alamadığını söylüyor. Zaten bir de Play-off çıkardılar maçların neredeyse hiç heyecanı kalmadı. Oynanan futbol da ortada. Oynadığı futbolla "Ben bu sene şampiyonluğun en büyük adayıyım." diyen bir takım yok. Bu ligden çıkan milli takım da ancak bu kadar olur. Giray gibi, Egemen gibi, şöyle çok iyi oyuncu böyle çok iyi oyuncu denilen Selçuk İnan gibi oyuncuların uluslararası tecrübesi nedir? İleri uçta oynatılan Burak Yılmaz kaç Avrupa kupası maçı oynamıştır?

Bundan sonra yapılması gereken yeniden yapılanmaya gitmektir. "Bu kaçıncı?" diyebilirsiniz.Ancak yapacak bir şey yok. Hiddink kesin gider. Başta Oğuz Çetin olmak üzere teknik heyet de tasfiye edilmeli. Ardından doğru dürüst bir planlamayla sahaya çıktığı zaman ne oynadığı belli olan bir takım oluşturulmalı. Becerebilirmiyiz? Pek sanmıyorum.

Beklenen Son


Milli takım Euro 2012 Play-off ilk maçında Hırvatistan'a 3-0 mağlup olarak adeta rezil oldu. Maç boyunca bir tek tehlikeli pozisyon bile üretemedi.

Hırvatistan maça golle başladı. Henüz 2.dakikada Corluka Gökhan Gönül'ü perişan ederek geçti. İçeriye çıkardığı pasta top Volkan'ın müdahalesi yetersiz olunca Olic'in önünde kaldı ve Hırvatlar 1-0 öne geçti. Tam golün şokunu üstümüzden atlatıyoruz derken Hırvatistan 2.kez tehlikeli geldi ve 2-0 oldu. 2.yarının başında da geleneği bozmadık ve duran toptan bir gol yiyerek maçı 3-0 tamamladık.

Maçla ilgili çok fazla konuşacak yazacak bir şey yok futbol açısından. Giydiği formanın hakkını veren bir tane adam yoktu. Gökhan Gönül kariyerinin açık ara en berbat futbolunu oynadı. Volkan da iyi değildi ve ne olursa olsun seyirciyle diyaloğa girmesi yanlıştı. Zaten ondan sonra iş çığrından çıktı. Protestolar başladı.

Alınan sonuç benim için sürpriz olmadı. Hiddink geldiğinden beri bir tane maçta adam gibi futbol oynamadık. Azerbaycan'a deplasmanda yenildik. İçeride zar zor yendik. Kazakistan'ı son dakikada kıytırık bir golle yendik havalara uçtuk. Beşiktaş'tayken yerin dibine sokulan Schildenfeld'in stoper oynadığı Hırvatistan'dan da kendi sahamızda 3 gol yedik. Deplasmanda ne olur düşünmek bile istemiyorum.

Sonuç olarak finallere gitmemiz mucizelere kaldı. Zaten oynadığımız futbolla bırakın finallere gitmeyi Play-off'a kalmayı bile aslında hak etmedik.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Neresinden Tutsan Elinde Kalıyor


3 Temmuz gününden beri Türk futbolu oldukça sancılı bir dönemden geçiyor. Aslında şike soruşturmasıyla ilgili olarak çok daha önce de bir şeyler yazmayı planlıyordum. Ancak olayların biraz daha netleşmesini beklemeyi tercih ettim. Fakat ben bekledikçe olaylar daha bulanıklaştı Arap saçına döndü, içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Mehmet Ali Aydınlar federasyon başkanı olur olmaz kucağında Türk futbol tarihinin en büyük problemini buldu. Ancak ne olursa olsun o koltuğa talip olan bir insanın aldığı her kararda kendisini ve başında bulunduğu kurumu inkar etmesi kabul edilebilir birşey değil. İlk önce "Ligler zamanında başlayacak." dediler. Sonra Beşiktaş Türkiye Kupası'nı iade edince Süper Kupa maçını iptal edip ligi 5 hafta ertelediler. Savcılıktan birtakım belgeler aldılar karar vermek için karar veremediler. Basın toplantısında "Kendisinden şüphelenen varsa Avrupa'ya gitmesin." dediler. Sonra UEFA'nın dayatması sonucu Fenerbahçe'yi men ettiler.

Bir de Play-off diye bir şey çıkardılar ki tam anlamıyla beyinsizlikten başka bir şey değil. Bir de bu sene deneyeceklermiş olmazsa vazgeçeceklermiş. Deneyecek başka sezon mu yok? Sezon sonu zaten Euro 2012 var. Milli takımın da gitme ihtimali var. Ligler normalden de erken bitecek. Zaten 5 hafta erteledin. Bir de Play-off çıkardın. Nisan'ın 3.haftası normal sezonun bitmesi lazım. Arada bir de Türkiye Kupası var. Orada da grup maçları oynanıyor. Onun statüsünü değiştirsen bile hafta arasına en az 8-9 tane fazladan maç koyacaklar. Kulüpler de destek veriyorlarmış. Bir kimse de çıkıp demiyor ki aga bu nedir? Bir tane kafası çalışan insan yok mu ulan aranızda? Sizin yapacağınız işin...

Uefa'ya gelince neymiş efendim Uefa diyormuş ki " %1 bile şüphe varsa küme düşürün." Arkadaş 2006 yılında Milan şikeden ceza aldı. Federasyon kendisi soruşturma yaptığı gibi mahkeme de yargılamasını yaptı. Hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı vardı. Lige -15 puanla başladılar. Federasyon Şampiyonlar Ligi'nden men etti. İtiraz ettiler katıldılar. Bir de üstüne kupayı aldılar. Hakkında kesinleşmiş yargı kararı olan şikeci takım Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Ben "Fenerbahçe şike yaptı ya da yapmadı." demiyorum. Ama Fenerbahçe'ye yapılan yargısız infazdır kimse kusura bakmasın.

Madem İtalya'ya kadar getirdik konuyu oradan devam edelim. 2006'da Juventus şampiyon oldu. 1 hafta geçti geçmedi İtalyan yargısı mahkeme sürecini başlattı. Çok geçmeden de kararı verdiler işi bitirdiler. Peki bizde ne oldu. Lig bitti. Ardından 1.5 ay geçti savcılık operasyon başlattı. Birisi çıkıp niçin 1.5 ay beklendiğinin açıklamasını yapsın. Artık olan olmuş. Senin hiçbir şekilde delil toplama ihtimalin kalmamış.Ne yapacaksan zamanında yapsana. Ama yapamazsın. Yemez çünkü. Seçimler var. Şimdi iddianame yazılacak da mahkeme kabul edecek de duruşmalar başlayacak da falan filan. Uçsuz bucaksız bir yargılama süreci....

Üç kuruşluk futbol zevkimiz vardı. Gerek basın, gerek yargı gerekse de federasyon olarak içine ettiniz. O ağızlarınızdan düşürmediğiniz marka değeri lafı da sizlere güzel bir kapak olmuştur. Temiz olduklarına inananlar da riyakarlıklarına doymasınlar. Temiz temiz oynarsınız. Oh, mis gibi!

1 Ağustos 2011 Pazartesi

2014 Yolu


2014 Dünya Kupası elemelerinde milli takımımız D Grubu'nda Hollanda, Macaristan, Romanya, Estonya ve Andorra ile eşleşti.

Kura ne çok iyi ne de çok kötü. İş yine bizde bitiyor hiç şüphesiz. Futbolda her türlü sonuç olmakla beraber Azerbaycan'a bile yenilen bir takıma sahip olunca insan çok net de konuşamıyor.

Rakiplere gelecek olursak Andorra averaj takımı görüntüsünde olması beklenen bir takım. Ancak 2008 elemelerindeki Malta örneğini unutmamak da gerekir. Öte yandan Estonya da 2010 elemelerinden aşina olduğumuz bir takım. Halil Altıntop'un saç baş yolduruduğu maçta deplasmanda onlarla berabere kalmıştık. Kuzey ülkesi olmalarından dolayı kapandıkları zaman fiziki mücadeleyi iyi yapabilen bir takım oldukları için bize sıkıntı yaşatmaları hiç de uzak bir ihtimal değil. İlk etapta bu tip puan kayıplarını engellememiz gerekiyor. Romanya ise Galatasaray'ın 2000 ruhunu aradığı gibi onlar da Hagi'li dönemi arıyorlar. O torbadan daha güçlü bir takım da gelebilirdi. Macaristan ise son yıllarda kıpırdanmaya başladı. Ama yine de normal koşullarda bizim rakibimiz olabilecek kalibrede değiller.

Grubun favorisi ise hiç şüphesiz Hollanda. Almanya ve İspanya ile birlikte Avrupa'nın en güçlü milli takımlarından birisi. 2010 elemelerinden itibaren kaybettikleri tek resmi maç Dünya Kupası finali. O da klasik Hollanda cenabetliği ile açıklanabilir. Böyle bir takıma karşı mücadele edeceğimiz düşünülürse ilk etapta diğer takımlarla oynayacağımız maçlarda puan kaybını en aza indirmek mecburiyetindeyiz. Liderlik çok zor. Ama son maça kadar bu amaç uğruna çabalamak da bizim için kötü sonuç olmayacaktır.

Grubun normal sonucu 2. olup Play-off oynamamız olur. Bunu başarmak için de sürpriz puan kayıplarını engellemek gerekiyor. Play-off için ise konuşmak erken. Dereyi görmeden paçayı sıvamanın bir alemi yok.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Kötü Bile Oynamadan 1 Puan Aldık


Milli takımımız elemelerin en kritik maçına Emre'nin mesaj olayı, başta Arda olmak üzere bazı futbolcuların muhtemel transferleri, hatta Hiddink'in Chelsea'ye gidip gitmeyeceği tartışmalarıyla hazırlandı. Bu akşamki maçta görüldü ki bu tartışmalar milli takımı olumsuz etkilemiş. Özellikle Hiddink'in aklının başka yerde olduğu maçın 2.yarısında çok net bir biçimde ortaya çıktı. Futbolcular sahada yürüyemezlerken kendisi değişiklik yapmak için 75. dakikaya kadar bekledi.

Haziran ayında oynadığımız eleme maçlarında milli takım iyi sonuçlar almakta zorlanıyor. Milli takım kurmayları da Belçika'nın aynı tarihlerde iyi sonuçlar alamadığını söylüyorlardı ama Witsel penaltıyı dışarı atmasa 2012 şansımız mucizelere kalacaktı.

Belçika kazanmak zorunda olduğundan ilk dakikaları gol yemeden atlatmamız gerekiyordu. Ama maça çok kötü başladık. 4.dakikada Çağlar'ın lüzumsuz bir hareketinden sonra Belçika golü buldu. Fakat yediğimiz gole rağmen biz bir türlü toparlanamadık. Bu dakikalarda Belçika farkı ikiye çıkarsa ihtiyacımız olan beraberliği bulmamız bu futbolla imkansızdı. Ancak 20.dakikadan sonra Arda sorumluluk almaya başlayınca topa sahip olmaya başladık. 22.dakikada Arda sağ taraftan getirdiği topta Burak Yılmaz'ı gördü ve o da golü atarak beraberliği sağladı. İlk yarının kalan dakikalarında ise her iki takım da fazla risk almadan oynamaya daha çok pas yapmaya ve topa sahip olmaya çalıştı. Maçtaki son pozisyonumuzu ise ilk yarının son dakikasında Kazım'la yakaladık ama o pozisyonda golü atamadık.

2.yarının ilk 15 dakikası dengede başladı. Fakat 60'tan sonra milli takım oyundan düştü. Üst üste 2 pas yapamaz olduk. Orta sahadaki bütün ikili mücadeleleri, bütün dönen topları Belçika kazandı. Bu dakikalarda Hiddink oyuncu değişiklikleriyle oyuna müdahale etmeliydi ama o rakibin penaltı kazanıp kaçırmasını bekledi. Penaltı kaçtıktan sonra Hiddink Mehmet Ekici, Mehmet Topal ve Semih Şentürk'ü oyuna sürdü. Özellikle Mehmet Ekici'nin ileride top saklaması üzerimizdeki baskıyı azalttı. Başka gol olmayınca da maç 1-1 bitti ve istediğimizi aldık. Aslında daha doğrusu biz almadık Belçika verdi.

Bu maçta Hamit Altıntop'un yokluğunu ciddi biçimde hissettik. Çünkü Hamit milli takımda oynadığı futbolla takımı bir üst seviyeye çıkarıyor. Keza Belçika da Fellaini'nin yokluğunu ciddi biçimde hissetti. Eden Hazard en çok çekindiğimiz oyuncuydu. Birçok defa topla buluşmasına rağmen üretken değildi.

Milli takımda Arda hariç iyi oynayan oyuncu yoktu. Arda olmasaydı rakip kaleye gidebilecek futbolcumuz yoktu. Hem Arda'nın iyi oyunu hem de futbol şansı 1 puan almamızı sağladı. Ancak kalan maçlarda böyle oynarsak grupta 2. olsak bile Play-off'ta bizi süpürürler.

Hiddink maçtan sonra Chelsea ile ilgili soruya net bir cevap vermese de gidecekmiş gibi konuştu. Sistem oturdu genç oyuncular monte edildi gibi laflar etti. Ancak sistemin oturduğu falan yok. 3-5 maçta sistem oturmaz. Hele ki milli takımda hiç oturmaz. Hiddink resmen saçmaladı. Chelsea'ye gitmezse çok büyük sürpriz olur.

Hem Hiddink'in durumu hem de federasyon seçimleri olmasından dolayı milli takımın geleceğini pek iyi görmüyorum. Ayrıca her ne kadar kendi kaderimiz kendimiz belirleyecek durumda olsak da şu futboldan sonra elimize geçen avantajı iyi kullanabileceğimizi rahatça söyleyemem.

29 Mayıs 2011 Pazar

Barcelona 4.Kez Avrupa'nın En Büyüğü


Barcelona ile Manchester Utd. 2 sene aradan sonra bir kez daha Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaştı. 2 sene önce Roma Olimpiyat Stadı'nda olduğu gibi Wembley'de de gülen taraf Barcelona oldu ve bu kupayı 4.kez kazandılar. Kupanın ebedi sahibi olmaları ve Şampiyonlar Ligi maçlarında formanın sol tarafına kupa silüeti üstünde 5 yazdırmaları için bir şampiyonluğa daha ihtiyaçları var.

2009'daki finalde Barcelona ilk 10 dakikada tutukluk yapmış fakat maçın geri kalan kısmında rakibini sahadan silmişti. O maçtan sonra Alex Ferguson "Neyin yanlış gittiğini biliyorum." demişti. Bugün de benzer bir maç izledik. İlk 10 dakikada Manchester Utd. önde basarak Barcelona'nın kendi oyununu oynamasına izin vermedi. O dakikalarda "Alex Ferguson ders almış." diye düşündüm. Ayrıca Manchester Utd. bir Premier Lig takımı olduğu için de bu presi maçın büyük bölümü yapabilir diye tahmin ediyordum. Çünkü bu fizik güç onlarda var. Fakat öyle olmadı. İlk 10 dakika geçtikten sonra Barcelona yavaş yavaş kendi oyununu rakibe kabul ettirmeye başladı. Manchester Utd'nin Valencia, Carrick, Park ve Giggs'ten oluşan orta sahası Barcelona oyuncularına karşı koyamadı. Carrick sahada yok gibiydi. Park da ondan farklı değildi. 38'lik Giggs'in de adam kovalaması ütopyaydı. Böyle olunca sadece Valencia direnç göstermeye çalıştı ama koca Manchester'ın orta sahasını tek başına çekip çeviremezdi. Rooney zaman zaman yardım etti, kazanılan toplarda orta sahaya gelip takımı hızlı çıkarmaya çalıştı. Hernandez ise ofsayta düşmekten başka bir şey yapamadı.

Dakikalar 27'yi gösterdiğinde Pedro Vidic'e kendisini unutturup boşa kaçtı. Xavi de Pedro'yu gördü ve Van der Sar ile karşı karşıya kalan Pedro takımını 1-0 öne geçirdi. Ancak bu gol Van der Sar klasında bir kaleciye yakışan bir gol değildi. 7 dakika sonra ise Manchester Utd bu gole cevap verdi. Taç atışı sonrası rakip yarı sahada kazanılan topta Giggs ile Rooney güzel paslaştılar ve MANU 1-1'i yakaladı. Golde sanki ofsayt var gibiydi.

İlk yarı berabere tamamlandıktan sonra 2.yarıya Manchester Utd'nin ilk 10 dakikada ki gibi önde basarak başlayacağını düşünüyordum. Öyle ya 2009'dan ders almış olmaları lazımdı. Fakat tam tersi oldu. Barcelona gol için yüklenmeye başladı. Hatta öyle ki bir pozisyonda stoperde oynayan Mascherano bile sağ taraftan bindirme yaparken Pique ileride gol atmaya çalışıyordu. 54.dakikada sahneye Messi çıktı. Aslında iyi bir şut çıkarmamasına rağmen Vidic Van der Sar'ın görüş açısını kapattığından top ağlara gitti. Ne olursa olsun önceki maçlarda iyi kurtarışlar yapan Van der Sar'ın böyle bir gol yememesi gerekirdi. Bu golden sonra Barcelona atakları devam etti. Önemli pozisyonlar buluyorlar ancak atamıyorlardı. "Atamayana atarlar." kuralı işler mi diye düşündüm. Ancak bu kural sadece Barcelona maçlarında devre dışı kalıyor. 69'da David Villa "Vurma!" dediğim pozisyonda vurdu ve harika bir gol attı. Bu gol Barcelona'ya çok büyük avantaj sağladı. Bu golden hemen sonra Ferguson Fabio'nun yerine Nani'yi oyuna aldı. Manchester Utd. skoru 3-2 yapıp maça ortak olmak için uğraştı ama o golü bulamadılar. Böylece kupa 2 sene sonra da Barcelona'ya gitmiş oldu.


Maç başlarken Puyol'u ilk onbirde göremeyince şaşırdım. Hatta "Kupayı Xavi'mi kaldıracak?" diye düşündüm. Sonra Puyol 88'de oyuna girip kaptanlık pazubandını taktı. Fakat kupayı almaya giderken en son sırada Abidal'i görünce "Helal olsun adamlara." dedim. Platini kupayı Abidal'e verdi. Normalde diğer futbolcular kupa alınır alınmaz kaptana salça olurlar. Fakat Abidal'in kupayı vermesini beklediler. Bu da Barcelona'nın diğer kulüplerden farklı olduğunun bir başka vesikası oldu. Gerçekten de çok anlamlıydı. Yine Messi'nin de kupayı sahaya kadar taşımasına müsaade ettiler. Sonuçta bu başarıda en çok katkısı olan o. Finalde de maçın adamı seçildi zaten.


Böylece Barcelona 4.kez kupayı kazanırken Alex Ferguson gibi bir futbol efsanesi de Avrupa Kupalarında ikisi de aynı rakibe olmak üzere 2.kez finali kaybetmiş oldu. Bakalım gelecek sene Münih'te Allianz-Arena'da şampiyon kim olacak?

28 Mayıs 2011 Cumartesi

2009'un Rövanşı


Barcelona ile Manchester Utd. 2 sene aradan sonra yeniden Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaşacaklar. 2 sene önce Roma'da oynanan finalde gülen taraf Barcelona olmuş Katalanlar 3.kez kupaya uzanmışlardı.

Sezon başında henüz grup maçları oynanırken Barcelona, Real Madrid ve Manchester Utd'ın çeyrek finallerde birbirleriyle eşleşmemeleri durumunda yarı final oynayacaklarını tahmin ediyordum. Nitekim öyle de oldu ve bu 3 takımdan 2'si finale çıkmış oldu.

Barcelona, Kopenhag, Rubin Kazan ve Panathinaikos'un bulunduğu grubu normal olarak lider bitirdi. Son 16'da ise geçen yıl çeyrek finalde eledikleri Arsenal ile karşılaştılar. Barcelona ilk maçta 1-0 öne geçmesine rağmen 2-1 mağlup oldu fakat 2.maçı 3-1 kazanarak çeyrek finale çıktı. Çeyrek finalde ise rakip Shakhtar Donetsk idi. Birçok insan Shakhtar'ın son 8'de Barcelona'yı en çok zorlayabilecek takım olduğunu düşünüyordu. Aslında Shakhtar birçok önemli pozisyona da girmesine rağmen ilk maçı 5-1 kaybedince iş ilk maçta bitti. Yarı finaldeki rakip ise Real Madrid'di. İlk maçta Pepe'nin atılmasından sonra Messi 2 gol atarak maçı Barcelona'ya kazandırdı ve bu avantajı Barcelona kaybetmeyip finale çıkan taraf oldu.

Manchester Utd. ise Valencia, Glasgow Rangers ve Bursaspor ile aynı gruptaydı. Onlar da gruplarını lider tamamladılar. Son 16'da Marsilya'yı çeyrek finalde ise Chelsea'yi geçtiler. Yarı finalde ise Inter'e İtalya'da 5 gol atan Schalke'ye 2 maçta toplam 6 gol attılar. Hatta 2.maçta yedek ağırlıklı takımla 4 gol attılar.

Manchester Utd. finale kadar gelirken 4 gol yedi. Fakat enteresandır bu 4 golü de Old Trafford'da yedi. Hem de bu statta oynadığı son 4 maçta. Deplasmanlarda ise kalesini gole kapamayı başardı. Bu özelliklerine bu akşamki finalde de ihtiyaçları olacak.

2 sene önce Barcelona Chelsea'yi yarı finalde güç bela eleyebildi. Hatta hakem Ovrebo'nun tartışmalı kararlarının da Barcelona'ya yardım ettiğini söylemeliyiz. O maçlarda Chelsea iyi savunma yapmış Barcelona'yı durdurmayı başarmıştı. Manchester Utd. da benzer bir oyun oynayıp Barcelona'yı durdurup finali kazanabilir diye düşünülüyordu. Ancak ilk 5 dakikadan sonra Barcelona oyunun kontrolünü rakibine vermeyip maçı 2-0 kazanmıştı. Aslında bu 2 takım 2008'de yarı finalde karşılaşmış o maçlarda Manchester Utd. 2009'da Chelsea'nin ve 2010'da Inter'in yaptığına çok benzer bir oyun sergilemişti. Yani bunu yapabilen bir takım Manchester Utd. Fakat 2009'da yapmadılar. 2011'de yapmalarını bekliyorum. Alex Ferguson 2009'daki hatasını tekrarlamayacaktır.

Maç öncesinde Barcelona favori gösteriliyor. Favori gösterilmesi normal karşılansa da bana göre kazansalar da çok kolay kazanamayacaklar. 2009'daki gibi Manchester Utd. olmayacak. Ayrıca finalin Wembley'de olması bence Manchester için avantaj. Çünkü Manchester'da oynayan birçok oyuncu bu stada alışık. Tribünlerde de İngilizler fazla olacaktır. Yine İzlanda'da patlayan yanardağ da Barcelonalı taraftarların gelişini zorlaştırabilir. Öte yandan kariyerinin son resmi maçına çıkan Van der Sar ve çeyrek final ve yarı finalde yaptığı asistler ve attığı golle takımının buraya gelmesinde çok önemli rol oynayan Giggs için de çok önemli bir maç olacaktır.

Barcelona maçı kazanırsa kendi oyununu oynayıp kazanacaktır. Manchester kazanırsa büyük ihtimalle sıkıcı ve defansif bir futbolla kazanacaktır. Tabi bunun için Alex Ferguson'ı ve Manchester'ı suçlayamayız. Sonuç itibariyle rakip Barcelona ve kendi oyununuzu kabul ettirmenin imkansız olduğu bir takım. O yüzden bu akşam göze hoş gelen futbol galip gelemeyebilir ve bu bence hiç uzak bir ihtimal değil.

İddaa'da Barcelona'ya 1.80 Manchester Utd'a 3 oran verilmiş. Bence bu oranlama yanlış. Ne kadar Barcelona da olsanız karşınızdaki takım Manchester Utd. Bu maç tarafsız sahada değil de Nou Camp'ta olsaydı ne olacaktı? 1.50 mi verilecekti? İddaa olayı abartmış. Gerçi başka bahis şirketleri 1.95-2.00 gibi oranlar vermişler ama Barcelona bahis şirketlerinin gösterdiği kadar favori değil bence. Bazen böyle oranlar verilince favori takım kazanamıyor.

Finalle ilgili şöyle bir istatistik de verelim. 2005 yılından bu yana 2007 hariç Chelsea'yi yenen takımlar kupanın sahibi olmuşlar. 2005'te Chelsea'yi yarı finalde eleyen Liverpool İstanbul'da, 2006'da Chelsea'yi son 16'da yenen Barcelona Paris'te 2008'de Moskova'daki finalde Chelsea'yi yenen Manchester Utd, 2009'da yarı finalde Chelsea'yi eleyen Barcelona Roma'da ve 2010'da son 16'da Chelsea'yi eleyen Inter Madrid'de kupayı kazandılar. Bu sene de Manchester Utd. Chelsea'yi eledi. Bakalım finalde Chelsea'yi eleyen takım kupayı kazanabilecek mi? Bu arada bu paragrafı yazarken dikkatimi çekti 2006'dan beri finaller başkentlerde düzenleniyor.

Benim gönlümden Barcelona'nın kupayı kazanması geçiyor. Ancak Manchester Utd. kazanacakmış gibi geliyor. Umarım Şampiyonlar Ligi finaline yakışan bir maç izleriz.