BİY

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Beşiktaş'ı Bekleyen Tehlike


Yıldırım Demirören başkan olduğu 2004 yılından beri çok fahiş hatalar yaptı. Gerek hoca seçiminde gerek yapılan futbolcu transferlerinde Beşiktaş'ı çok büyük zararlara soktu. Yıldırım Demirören'in yaptığı başka bir yanlış da gereksizce yaptığı basın açıklamalarıydı. 2-1 kaybedilen Fenerbahçe maçından sonra yaptığı PAF takımı açıklaması hala zihinlerde.

Geçen sene Metalist Kharkiv mağlubiyetinden sonra Ertuğrul Sağlam görevi bırakmak zorunda kaldı ve yerine Mustafa Denizli takımın başına getirildi. Mustafa Denizli'nin gelmesi ile birlikte yöneticiler arka planda kaldı ve basın ile bütün ilişkileri Mustafa Denizli kurdu. Her antrenmanda basın mensuplarıyla görüştü kimi zaman kehanetlerde de bulundu. Bu sürede yöneticiler olaya fazla müdahil olamadılar ve gereksiz açıklamalar yapamadılar. Sonucunda da çifte kupalı başarı geldi.

Beşiktaş şampiyonluğa ulaştı ulaşmasına ama basın ile sürekli muhatap olan Mustafa Denizli de yorgun düştü. Bırakmak istedi bıraktırmadılar haliyle. Gitti Çeşme'ye tatil yaptı ve bu sürede meydan yine yöneticilere kaldı daha doğrusu Yıldırım Demirören'e kaldı. Mustafa Denizli tatile gider gitmez Yıldırım Demirören de kaldığı yerden saçmalamaya devam etti.

Lig bittikten 1 hafta sonra Beşiktaş-Fenerbahçe-Kayserispor üçgeninde Mehmet Topuz krizi patlak verdi. Sahneye Yıldırım Demirören çıktı yine o alışılageldik açıklamalarını yapmaya başladı. "Mehmet Topuz camiamıza hayırlı olsun." dedi. "Beşiktaşlı'yım diyen futbolcu Beşiktaşlı'dır." dedi. Fenerbahçe'yi acizlikle suçladı. Mehmet Topuz Beşiktaş forması giydi, "50 milyon dolar verseler Fener'e gitmem."dedi. Ama Mehmet Topuz Beşiktaş'a değil her şeye rağmen Fenerbahçe'ye gitti. Yıldırım Demirören yine sahneye çıkmıştı ve söyledikleriyle Beşiktaş'a zarar veriyordu. Daha sonra Mehmet Topuz transferinin etkisi ile İsmail Köybaşı için Antep'e 5.5 milyon Euro+ Serdar Kurtuluş'u verdi. Villareal'den Nihat Kahveci'yi aldı. En son da Tabata için yine Antep'e 8 milyon Euro ödedi. (Onun da sadece bonservisin %60'ı olduğuna dair iddialar var.)

Peki arkadaş bu kadar konuştun sadede gel. "Beşiktaş'ı bekleyen tehlike ne?" diye soracak olursanız; Beşiktaş'ı bekleyen tehlike Mustafa Denizli'nin de Yıldırım Demirören tarzı hareketlere girmesi. Gençlerbirliği maçından sonra yaptığı "Kargalar bize yol gösteremez, öyle olursa burnumuz kötü yerlere girer." gibi açıklamaları son derece manasızdı. Elbette Mustafa Denizli "karga" olarak nitelendirdiği insanlardan daha çok düşünüyordur Beşiktaş'ı. Fakat alınan sonuçlar ortada ve tenkit edilecek bir çok nokta var Beşiktaş ile ilgili. Bunda gocunacak bir şey yok.

Geçen sene Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nde basın ile muhatap olan bir aklı selim Mustafa Denizli vardı. Eğer o da aklı selimi bırakıp böyle işlere girecekse Beşiktaş'ın vay haline.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Tabata > Elano


"Yenilsen de Yensen de" programının Facebook sayfasındaki yorumlarına bakıyordum az önce. Dikkatlerden kaçan bir ayrıntıya rastladım. Beşikaşlı bir futbolsever programdaki Beşiktaşlılardan Elano'nun 7 milyon Euro olduğu pazarda Tabata'ya 8 milyon Euro ödenmesinden bahsetmesini istemiş.

Tabata geçen sene Antep'te başarılı işler yaptı. Normal şartlar altında da İstanbul'a gelmesi şaşırtıcı değil aslında. Ancak 8 milyon Euro gerçekten çok ciddi bir meblağ. Hele bir de bunu Elano'nun bonservisi ile karşılaştırınca ortaya hakkaten garip bir durum çıkıyor. Elbette Elano transferi her yönüyle başta Haldun Üstünel olmak üzere Galatasaray'ın ciddi bir başarısıdır. Fakat Tabata transferi de mali yönden başta Yıldırım Demirören (nam-ı diğer tüpçü) ve Beşiktaş'ın başarısızlığı olarak kayıtlara geçecek gibi gözüküyor. Ayrıca eğer bu transfer Şampiyonlar Ligi düşünülerek yapıldıysa daha geçen hafta Antep'te oynayan Tabata'nın 2 hafta sonra Şampiyonlar Ligi'nde nasıl bir performans göstereceği de ayrı bir tartışma konusu.

Ertem Şener'den İnciler


"Lucescu kenarda oyuncusundan soyunmasını istedi."
"Daniel Alves arkadaş arıyor ama boşta olan arkadaş."


28 Ağustos 2009 UEFA Süper Kupa Finali, Monaco

Süper Kupa da Barcelona'nın


Son UEFA Kupası şampiyonu Shaktar Donetsk ile geçen sene alınmadık kupa bırakmamış Barcelona Süper Kupa'yı kazanmak için Monaco'da karşılaştılar. Biz de fırsattan istifade Messi-Henry-Ibrahimoviç üçlüsünü izleyelim dedik.

Barcelona maça biraz tutuk gibi başlasa da daha sonra hakimiyeti ele geçirdi. Fakat orta sahada Iniesta'nın eksikliği kendini o kadar hissettiriyordu ki hücumda geçen seneki organizasyonları yapma da sıkıntı çektiler. Bir de buna Ibrahimovic'in bencilliği eklenince Barcelona gol bulmakta sıkıntı çekti. Normal sürenin mutlak hakimi Barcelona olsa da geçen sene 103 gole ulaşan takım gol atmayı başaramadı.

Shaktar takımı ise 90 dakikalık bölümde zaman zaman etkili olmaya çalıştı. Fakat Barcelona topla o kadar fazla oynadı ki Shaktar ofansif olarak ortaya fazla bir şey koyamadı. Fakat yine de Barcelona'ya iyi direndiler ve maçı uzatmaya taşıdılar.

Uzatmalar ise 90 dakikalık bölümden farklı gelişti. Shaktar özellikle Agahowa ve Luiz Adriano etkili oldu. Fakat gole ulaşamadılar. Barcelona da Shaktar'ın biraz daha ofansif bir görüntü içerisine girmesiyle boşluklar bulmaya başladı. Ne var ki buna benzer bir atakta Messi'nin hazırladığı pozisyonda Pedro Rodriguez golü attı ve Barcelona 5. kupasına da ulaştı. Artık geriye eski adıyla Kıtalararası Kupa kaldı ki geçen seneki futbolun yarısını oynasalar o kupayı çok rahat alırlar.

Bu maç ligi 1 ay önce başlamış takım ile ligi henüz başlamamış takım arasındaki farkı gösterdi diye düşünüyorum. Hem Iniesta'nın yokluğu hem de Shaktar'ın fizik olarak kuvvetli bir takım olması ayrıca liginin de başlamış olması Barcelona'yı bir hayli zorladı. Ibrahimovic'in de henüz Barcelona'nın sistemine ayak uyduramadığı ayrı bir nokta. Ama büyük ihtimalle bireysel olarak alabileceği her türlü ödülü bu sene kazanacak olan Messi sayesinde Barcelona kupayı kazandı.

Son olarak maçta çok isabetli bir olay da vuku buldu. O da gol olmadan önce yayında problem yaşanması ve Ertem Şener'in sesinin gelmemesiydi. Bu sayede golü anlatmak için bir ton gereksiz cümle kuracak olan Ertem Şener'den 2 dakikalığına da olsa yırttık.

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Rakipleri


Bu sene ilk kez düzenlenecek UEFA Avrupa Ligi'nde grup kuraları çekildi. Kuralar sonucu normal sayılabilecek gruplara düştü iki temsilcimiz Fenerbahçe ve Galatasaray.

2.torbanın kağıt üstünde en iyi takımı olan Fenerbahçe 1. torbanın en zayıfı Steaua Bükreş ile eşleşti. Romanya Ligi'ni takip etmiyorum haliyle. Fakat uzaklardan bakıldığında Steaua Bükreş'in son yıllarda düşüşte olduğu söylenebilir. Şöyle ki geçen sene Romanya Ligi'nde Cluj takımı şampiyon oldu. Steaua ise Galatasaray'ı eleyip Şampiyonlar Ligi'ne kaldı. Şampiyonlar Ligi performansları ise berbattı. Sadece 1 puan alabildiler. Fenerbahçe'den bile kötü. Bu yüzden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Fenerbahçe 1. torbadan çok iyi bir kura çekti. 3.torbadan gelen takım ise Twente. Twente takımı son yıllarda yükselişte olan bir takım. Doğrusunu söylemek gerekirse Hollanda'da AZ Alkmaar'ın gölgesinde kaldılar. PSV ve Ajax tarafından adeta ipotek altına alınmış olan şampiyonluk ve ikincilik geçen sene bu takımlara yar olmamıştı. Geçen sene 2. olmayı başaran takım Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda dramatik bir biçimde Sporting Lizbon'a elendi. Elbette Fenerbahçe'den çok daha güçlü olan bir takım değiller ama bana göre Steaua'dan daha tehlikeli bir kulüp. Sherrif takımı ise 4. torbadan gelen zayıf bir takım. Elbette Fenerbahçe'ye rakip olabilecek kalibrede değiller ama futbolda rakibinizi küçümserseniz başınıza çok fena işler gelir. Futbol tarihi bunun örnekleri ile dolu.

Galatasaray ise Panathinaikos, Dinamo Bükreş ve Strum Graz ile eşleşti. İlk torbadan kuvvetli sayılabilecek bir takım gelmiş olsa da diğer rakipler Galatasaray ayarında değil. Açıkçası Galatasaray'ın işi Fenerbahçe'ye göre biraz daha kolay. Çünkü her ne olursa olsun Steaua yabana atılacak bir takım değil ve 3. torbadan gelen Twente de dikkat edilmesi gereken bir ekip. Fakat Galatasaray'ın grubuna baktığımız zaman Pana dışında önemli bir takım yok.

Genel olarak kuraları değerlendirecek olursak 4. torbadan gelebilecek bir Genoa ya da Toulouse 3. torbadan gelebilecek bir Athletic Bilbao ya da Hertha Berlin (geçen seneki gibi olmasalar da) varken çekilen kuralar makul diyebiliriz.

Fotoğraf: uefa.com

28 Ağustos 2009 Cuma

Şampiyonlar Ligi Grup Kuraları


2009-2010 sezonu Şampiyonlar Ligi'nin 2009 ayağını oluşturan grup kuraları çekildi ve Beşiktaş'ın rakipleri de belli oldu. Ben de sanki üstüme vazifeymiş gibi grupları değerlendireyim dedim. Alfabetik sırayla gidecek olursak;

A Grubu
Bayern Münih
Juventus
Bordeuax
Maccabi Haifa

Bu grupta ilk bakışta Bayern ve Juve ön plana çıkıyor ve onları Bordeaux ciddi manada zorlayacak gibi duruyor. Bordeaux geçen sene şampiyon olarak Lyon'un hegemonyasına son verdi ve bu sezona da iyi başladı. Bayern veya Juventus yapacakları en ufak hatada Bordeaux'ya geçilebilirler bu yüzden dikkatli olmalılar. Maccabi Haifa'nın ise 6 maçını oynamaktan başka bir fonksiyonu olacağını zannetmiyorum.

B Grubu
Manchester Utd.
CSKA Moskova
Beşiktaş
Wolfsburg

Manchester C.Ronaldo ve Tevez gibi iki önemli oyuncusunu kaybetmiş olsa da Manchesterlığından bir şey kaybetmedi. Hala çok güçlüler. Bu grubun da açık ara favorisiler. CSKA ise Rnagers ile birlikte 2. torbadan çekilebilecek en ideal takımdı. CSKA takımının 2005'te UEFA Kupası'nı kazandıktan sonra düşüşe geçtiği bir gerçek. 2007-2008'de Fenerbahçe ile aynı gruptaydılar ve sadece 1 puan alabilmişlerdi. Bu açıdan bakıldığında Beşiktaş 2.torbadan çok iyi bir kura çekti demek yanlış olmaz. Fakat 4. torbadan gelen Wolfsburg işi bozdu. Wolfsburg takımı geçen sene ofansif bakımdan belki de Barcelona'dan sonra Avrupa'da en güçlü takımdı. Deplasmanlarda sıkıntı yaşasalar da kendi evlerinde aldıkları farklı galibiyetlerle şampiyonluğa ulaşmayı başardılar. Deplasmandaki maçta Beşiktaşlı savunmacıların çok dikkatli olması gerektiğini şimdiden söyleyebiliriz.

2.lik koltuğu için bugün rüzgar Wolfsburg tarafından esiyor. Ama Beşiktaş ilk maçta İnönü'de Manchester'dan puan ya da puanlar alabilirse rüzgarı kendi tarafına çeker. En kötü ihtimalle Avrupa Ligi'ne kalır.

C Grubu
AC Milan
Real Madrid
Marsilya
Zürih

Bu grup da A Grubuna benziyor. Fakat ordan tek farkı Bordeaux'nun hangi takımı geçebileceğini tam olarak kestiremezken burada bir sürpriz olursa buna Milan kurban gider duruyor. Ama şunu da unutmamak gerekir ki Milan Şampiyonlar Ligi'nde her zaman çok farklı oynamıştır. Ligde hiç bir şey yapmazlarken Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmuşlukları vardır. Gerçi o takımın başındaki adam Ancelotti Chelsea'ye en değerli oyuncusu Kaka da Real Madrid'e gitti. Fakat yine de Milan Milan'dır. O yüzden bu grubu lider bitirirlerse kimse şaşırmasın.

Real Madrid Dünya'da transferin şampiyonu oldu ve bu transfer şampiyonluğunu sportif şampiyonluklara dönüştürmek istiyorlar. Bu sene final Bernabeu'da ve bu da Real için bir motivasyon kaynağı. Geçen sene Barcelona'nın 3'te 3 yaptığı da düşünüldüğünde Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi'ne oldukça fazla önem vermesini bekliyorum. Bana göre grubu lider bitirme konusunda 1. torbadan gelen Milan'dan daha avantajlılar ama unutmamalı ki Milan Milan'dır. Ama Marsilya'dan gelecek bir sürprize mahal vereceklerini sanmıyorum. En kötü 2. olur gruptan çıkarlar.

Marsilya'nın UEFA'sı cepte. Zürih'in herhangi bir tehdit oluşturacağını sanmıyorum. Bu grupta enteresan olan bir şey de Kaka eski takımı Milan'a karşı oynayacak. Devleri sallayıp bir tanesini düşürmeye çalışacak Marsilya. Bakalım başarılı olabilek mi?

D Grubu
Chelsea
Porto
Atletico Madrid
APOEL

Bu grubun favorisi net bir biçimde Chelsea. Bu grubu lider olarak bitireceklerdir. 2. lik Porto ve Atletico arasında. Ama Porto tecrübesiyle bir adım önde. Geçen sene bu iki takım 2. turda eşleşmişti 2-2 ve 0-0'lık skorlarla çeyrek finale çıkan Porto olmuştu. Yani iki takım arasında denge var demek yanlış olmaz. Burda 2. takımı Porto ve Atletico'nun APOEL ile oynayacağı maçlar belirler gibi duruyor. APOEL bu noktada kilit takım. Geçen sene Anorthosis'in yaptığına benzer bir iş yaparlarsa işleri baya karıştırırlar. Belki yine 4. olurlar ama gruba heyecan gelir.

E Grubu
Liverpool
Lyon
Fiorentina
Debreceni

Bu grup da D grubuna benzerlik gösteriyor. Liverpool açık ara favori. Lyon ve Fiorentina ise 2.lik koltuğu için mücadele edecekler. Debreceni ise turnuvanın en tecrübesiz ve puan olarak da en kötü takımı. Fakat Doğu Avrupa takımı olmalarından dolayı özellikle Macaristan'daki maçlarında oldukça fazla direnç göstermelerini bekliyorum. Bu senenin BATE Borisov'u Debreceni olabilir bakarsınız.

Tekrar Lyon ve Fiorentina'ya dönersek bu iki takım geçen sezon da aynı gruptaydılar ve Lyon Fiorentina'yı geride bırakıp gruptan çıkmıştı. Lyon'un daha tecrübeli bir takım olduğunu varsayarak bu sene de Fiorentina'ya göre daha avantajlı olduğunu söylemek mümkün.


F Grubu
FC Barcelona
Inter
Dinamo Kiev
Rubin Kazan

Bu grupta 1-2 belli arkadaş. Ama kim 1 kim 2 onu bilemem. Dinamo Kiev ve Rubin Kazan 3.lük mücadelesine girecektir. O konuda da iki takımın şanslarını eşit görüyorum.

Barcelona ve Inter'in aynı gruba düşmeleri gerçekten çok ilginç oldu. Eto'o 5 sene formasını giydiği Barcelona'ya karşı Ibrahimovic de 3 sene formasını giydiği Inter'e karşı oynayacak. Ayrıca Jose Mourinho yine Barcelona'nın karşısına çıktı ki bu da işin farklı bir boyutu. Muhtemelen maçlardan önce Barcelona'ya laf atacaktır ve tansiyonu yükseltecektir. Barcelona ve Inter arasında hem duygusal, hem heyecanlı, hem gergin, hem kora kor, hem de güzel futbolun olduğu maçlar izleyeceğimizi tahmin ediyorum. Beşiktaş'ın E,F,G,H gruplarından birinde olmaması da maçları rahat rahat televizyondan izlememizi sağlayacaktır. İlk maç 15 Eylül'de Milano'da 2. maç 24 Kasım'da Barcelona'da.

G Grubu
Sevilla
Rangers
Stuttgart
Uniera Urziceni

Ben bu grubu kendi çapımda Şampiyonlar Ligi'nin en kıytırık grubu ilan etmeyi uygun gördüm. Hiç bir şekilde ilgi çeken bir grup değil. Ama yine de yorum yapacak olursak Sevilla bu gruptan lider çıkar. Stuttgart ile Rangers 2.lik için kapışırlar. 2.lik için Stuttgart'ı daha avantjlı görüyorum. Fakat aynı zamandan hem Stuttgart hem Rangers canları yakılmaya müsait takımlar. Bu bağlamda Geçen sene Cluj'un yapamadığını bu sene Urziceni yapabilir belki.

H Grubu
Arsenal
AZ Alkmaar
Olimpiakos
Standart Liege

Bu grupta Arsenal'in yanına yaklaşabilen bir takım görmüyorum. O yüzden Arsenal'in grubu lider bitirmesi muhtemel. Diğer 3 takımın da 2.lik için şansı var. Diğer takımların 2.lik şanslarını yüzdeye vuracak olursa Alkmaar'a %45, Olimpiakos'a %35, Standart Liege'e %20 veririm.

2.torbadaki Juventus, Real Madrid ve Inter'in olduğu gruplar güçlü gruplar olacaktı ki öyle oldu. Öte yandan G Grubu gibi bir grup oluştu ki bana göre Şampiyonlar Ligi düzeyinde değil. Ama yine de Şampiyonlar Ligi bambaşka. Müziği yeter be!

20 Ağustos 2009 Perşembe

Seyircisiz Oynama Cezası


Beşiktaş Antalyaspor maçından sonra seyircisiz oynama cezası yine gündeme geldi. Taraftarından teknik direktörüne, futbolcusundan hakemine bir çok futbol insanı seyircisiz oynanan maçların hiç tat vermediğini çok yavan geçtiğini Futbol Federasyonu'nun, UEFA'nın ve FIFA'nın bu ceza yerine başka bir ceza vermesi gerektiğini söylediler. Hakkaten seyircisiz maçlar çok sıkıcı oluyor ve insan televizyon başında maça konsantre olmakta zorlanıyor. Fakat seyircisiz oynama cezasından daha mantıklı bir ceza da yok.

Seyircsiz oyanama cezası almış herhangi bir takımın taraftarının bu cezadan şikayet etme lüksü olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta senin taraftarın küfür etmiş ve cezayı almışsınız. Biraz kurunun yanında yaş da yanacak. Bazen belli bir grubun çıkardığı olaylar tüm taraftara mal edilecek. Ayrıca sen bir futbolsever olarak takımının oynadığı seyircisiz maçtan muzdaripsen, bundan şikayetçi oluyorsan, seyircisiz maçlar hiç zevk vermiyor diyorsan, zaten kulüple birlikte taraftara da ceza verilmiş demektir. Belki taraftara verilen ceza sadece 90 dakika boyunca tatsız tuzsuz bir maçı izlemek sınırlı kalıyor olabilir ama daha mantıklı bir çözüm şu an için yok gözüküyor.

Fotoğraf: ntvspor.net

18 Ağustos 2009 Salı

Cristiano Ronaldo Transferi ve Liverpool İçin Öne Geçme Şansı


Cristiano Ronaldo'nun kim olduğunu anlatmaya gerek yok. Günümüzde dünyanın en iyi 5 futbolcusundan biri. Kendisi Manchester'dayken takımın en önemli parçasıydı. Performansı çok şeyi değiştiriyordu. 42 gole ulaştığı 2007-2008 sezonu bunun en önemli kanıtı. Keza geçen sezon başı sakatken Liverpool ve Chelsea zirveyi paylaşırlarken o düzeldikten sonra Manchester da düzeldi, zirveyi ele geçirdi ve şampiyon oldu. Geçen sene kazandığı şampiyonlukla da Manchester United şampiyonluk sayısını Liverpool ile eşitledi.

Liverpool geçen sezon uzun yıllar sonra ilk defa şampiyonluk yarışını sonuna kadar devam ettirmesine rağmen özellikle kendi sahasında yaptığı anlamsız puan kayıpları yüzünden 19 yıllık hasrete son veremedi. Bunda Liverpool'un kadrosunun şampiyonluk için yeterli olmaması ve Benitez'in rotasyon sevdası da etkili oldu. Türkiye'deki klasik haline gelmiş bir söylemden yola çıkacak olursak Liverpool kadrosundan Gerrard ve Torres dışında diğer şampiyonluk adayları Manchester ve Chelsea'de ilk onbir oynayacak oyuncu yok. Hal böyle olunca da başlıkta bahsetmiş olduğumuz şampiyonluk sayısında öne geçme şansını değerlendirmesi çok zor görünüyor Liverpool'un.

Transfer dönemine baktığımız zaman Manchester United Liverpool ve Chelsea'ye göre daha hareketli bir transfer dönemi geçirdi. Valencia, Obertan ve Owen'ı aldı. Fakat bu oyuncuların Ronaldo'nun boşluğunu doldurması mümkün değil. Buna rağmen Liverpool Glen Johnson ve Alberto Aquiliani dışında bir transfer yapamadı üstelik Xabi Alonso'yu Real Madrid'e verdi. Kadro olarak herhangi bir atılım gerçekleştiremedi bu da 19 yıllık hasreti 20 yıla çıkma ihtimalini önemli ölçüde artırdı.

Cristiano Ronaldo'nun Madrid'e taşınması kesinleştikten sonra geçen sezonu ikinci tamamlayan Liverpool'un bu sezon hedefine ulaşma olasılığını aslında bir hayli yüksek görüyordum. Bu yazıyı yazmayı o zamandan beri de düşünüyordum fakat ligin başlamasını bekledim ki erken konuşmuş olmayalım. Eğer ben bu yazıyı Ronaldo transferi henüz tazeyken yazsaydım muhtemelen Liverpool için daha ümitvar bir şeylerden bahsedecektim. Ancak transfer döneminde kayda değer hiçbir şey yapamamış Liverpool'un şampiyon olması maalesef zor.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 Sivasspor 0


Fenerbahçe bu sezon seyircisiyle buluştuğu ilk maçta Sivasspor'u 3-0 gibi net bir skorla mağlup ederek liderliğini sürdürdü. 3-0 net bir skor olsa da gollerin dakikalarına baktığınızda aslında maçın zor geçtiğini görebiliyoruz.

İlk yarı oldukça yavan bir maç oldu. Alex'in erken sakatlığı Fenerbahçe'nin hücumda etkili olmasını engelledi. Bir de buna Sivasspor 9 kişi ile Fenerbahçe'yi kendi yarı sahasında bekliyor olması da eklenince ortaya Fenerbahçe taraftarı açısından oldukça sıkıntılı bir oyun çıktı.

İkinci yarı tempolu başladı. Fenerbahçe arzulu oynamaya başladı ve bu da pozisyonları getirdi. 70'te Kazım ofsayttan golü atınca Fenerbahçe işi kolayladı. Bir de buna Petkovic'in ikramı eklenince, Sivasspor moral olarak bitti. 90+1'de Andre Santos 3 kişiyi geçip golü atıp perdeyi kapattı.

Ercan Saatçilik yapıp maçın üç adamını seçecek olursak Emre, Gökhan Gönül ve Cristian maçın üç adamı olur. Gökhan Gönül zaten belli bir standardı olan oyuncu ve dün akşam da bu standardı tutturdu. Emre'nin atılan iki golde payı vardı skora direkt katkı yaptı. Cristian ise orta sahada ortaya koyduğu mücadele ile olsun stoperlerin kademelerine girmesiyle olsun oldukça başarılıydı.

Fenerbahçe savunması, özellikle stoper ikilisi, futbolun istatistiklerden ibaret olmadığını çok iyi gösteriyor. Rakamlara baktığınız zaman Fenerbahçe ligde daha gol yemedi ama stoperler ve özellikle Bilica alarm veriyor. Lugano ile yeniden anlaşılması savunmayı daha kuvvetli hale getirecektir şüphesiz.

Sivasspor'a baktığımız zaman oynadığı futbolla vasat Anadolu takımlarını andırdı. 9 kişi yarı sahasına gömülüp Ersen Martin'in indirdiği toplardan medet umuyorlar. Geçen sene hiç değilse Mehmet Yıldız, Tum ve Balili ile zengin bir hücumcu kadrosu vardı. Ayrıca çok başarılı bir Bilica'nın yerine Yasin Çakmak oynuyor. Sivasspor'un bu haliyle son iki sezondaki performansına yaklaşması mümkün değil.

Sonuç olarak bu maç gösterdi ki Fenerbahçe her geçen gün biraz daha ileriye gidecek gibi. Sivasspor ise bu seneyi en iyimser tahminle 5. bitireceğe benziyor. Bu arada Rambo Okan da geri döndü. Hadi Hayırlısı!!!

13 Ağustos 2009 Perşembe

Estonya'da Vuvuzela Sesleri


Vuvuzelalar Konfederasyonlar Kupası'nda özellikle Avrupalı yayıncı kuruluşların ve futbolseverlerin kabusu olmuştu. 90 dakika boyunca bu gereksiz aleti çalmaktan bıkmayan Güney Afrikalı futbolseverler de kendilerine bayağı bir sövdürmüşlerdi. Dün oynanan Estonya-Brezilya maçında da tam olarak emin olmamakla birlikte tribünlerden vuvuzela sesine benzer sesler geliyordu. Umarım Dünya Kupası'ndan sonra bu meret salgın hastalık gibi yayılmaz. Yoksa maçları sessiz izlemek zorunda kalabiliriz.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Fener'den Sürpriz Başlangıç


Fenerbahçe geçen yıllardan alışık olmadığımız üzere sezona deplasmanda aldığı Denizli galibiyetiyle başladı. Aslında Fenerbahçe gibi 17 şampiyonluk kazanmış bir takımın sezona galibiyetle başlaması sürpriz sayılmamalı fakat işin içinde Fener olunca işler değişiyor haliyle.

Fenerbahçe ilk dakikada Güzia'nın attığı gol ile öne geçerek maçın normal seyrini değiştirdi. Denizlispor yediği bu golle oyun disiplininden koptu ve ilk yarıda herhangi bir tehlike yaratamadı. Fenerbahçe ise Andre Santos ve Alex ile iki önemli pozisyon daha yakalamış olmasına rağmen gol atmayı başaramayınca maçı koparamadı ve ilk yarı 0-1 Fenerbahçe lehine sonuçlandı.

İkinci yarıya Denizlispor daha iyi başlayan takımdı. Oyunun kontrolünün ellerine alıyorlardır ki elektrik kesintisi onları da kesti. 40 dakikalık ara Denizli'ye en az 15 dakika kaybettirdi. Bu arada Fenerbahçe Andre Santos ile önemli bir pozisyonu daha harcarken final paslarını iyi yapamadığı için bir çok pozisyona da giremedi. 87. dakikada Gökhan Gönül sağdan bindirip yerden Güiza'ya çıkardı. Güzia da kendisinin ve takımının 2. golünü atarak maçı bitirdi.

Fenerbahçe dün akşam erken gelen golün avantajıyla özellikle ilk yarıda istediği gibi oyuna hükmetti. Tempoyu da fazla yükseltmeden bol pas yaparak rakibi yordu ve tabiri caizse güle oynaya galip geldi. Dün akşam Fenerbahçe'de kötü oynayan oyuncu da pek yoktu. Belki Kazım istenileni veremedi. Onun dışında herkes görevini en iyi şekilde yaptı. İlerleyen haftalarda Fenerbahçe'nin daha iyi duruma geleceğini düşünüyorum.

Dün akşam Denizlispor'u ise hiç beğenmedim. Zaten kadro olarak lig ortalamasının altında olan bir takım ve dün akşamki görüntüleri ile lige hazır olmadıklarının sinyallerini verdiler. Belki erken golün de bunda etkisi olabilir ama haftaya Galatasaray ondan sonraki hafta Sivasspor ile oynayacakları düşünülürse 3'te 0 hiç de uzak bir ihtimal değil gibi.

Son olarak Güiza ilgili bir şeyler söylemezsek olmaz. Güiza bu sezon kendisinden beklenilen golleri atacak gibi gözüküyor. Şampiyonluk yolunda Güiza'nın gollerine Fenerbahçe'nin ihtiyacı var.

9 Ağustos 2009 Pazar

La Liga'da şok! Espanyol kaptanı kalp krizinden yaşamını yitirdi




Espanyol Savunmada görev yapan 26 yaşındaki oyuncunnu takımın İtalya’daki hazırlık kampından döndüğünden beri kalp sorunu yaşadığı öne sürülüyordu.

Jarque, futbol kariyeri boyunca oynadığı tek takım Espanyol’un kaptanı olmasından yalnızca bir ay sonra böylesine trajik bir şekilde hayatını kaybetti.

Daha önce hatırladığımız mark - vivien FOE , portekizli Feher , getafe ile oynana lig maçında bir anda yere yığılan sonra ayağa kalkan ve sonunda gene fenalaşıp kurtarılamayan Puerta ve daha niceleri kalbine yenik düşmüştü.


8 Ağustos 2009 Cumartesi

La Media Pinta



Yukarıda adı yazılı bu bar,bir hafta içinde favori mekanım oldu diyebilirim İrlandalı bir arkadaşımın sayesinde.Eğer bi gün Alcala'ya yolunuz düşerse buraya gelin,bizim bar anlayışımızdan biraz farklı çünkü içmeye gittiğinizde yanına gelen şeylerin parasını ödemiyorsunuz.Ama burda sangrianızı içerken yediklerinizle akşam yemeği yemenize bile gerek kalmaz.Ayrıca Alcala'da Atletico Madrid taraftarlarının daha çok olduğunu ve buranın barmeni Javier'in yanında Atletico muabbetini açmanız size bedava sangria içmenize yardımcı olabilir

7 Ağustos 2009 Cuma

Turkcell Süper Lig 2009-2010 Sezonu


Turkcell Süper Lig 2009-2010 Sezonu bugün oynanacak İ.B.B - Beşiktaş naçıyla başlayacak. Biz de sezonun başında belli başlı takımları özellikle şampiyonluk hedefi ile yola çıkanları değerlendirelim dedik.

İlk olarak son şampiyon Beşiktaş ile başlayalım. Beşiktaş transfer dönemini son yılların aksine verimli geçirdi. Zaten geçen seneden dengeli bir kadrosu vardı. Giden Cisse'nin yerine Fink'i Zapo'nun yerine Ferrari'yi aldılar. Bunun dışında Gökhan Zan'ı kaybettiler ama taraftar genelinde bakarsak gidişine kına yakanlar oldu. İsmail Köybaşı, Erhan Güven ve Nihat Kahveci transferleriyle de kadroyu güçlendirdiler. Özellikle İsmail Köybaşı ve eski formunu yakalarsa Nihat Kahveci bu sene Beşiktaş'a önemli katkı sağlayacaklardır. Beşiktaş geçen sene şampiyonluğu haketti ancak geçen sene oynadığı futbolla bu sene aynı başarıyı elde etmesi kolay değil. Beşiktaş'ın ayrıca Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağı da düşünüldüğünde bu kadro kesinlikle o kulvar için yeterli değil. Bir 10 numara transferi yapılacak olsa bile.

Sivasspor son iki yıldır herkesi şaşırtıyordu. Geçen seneyi 2. tamamlayarak Şampiyonlar Ligi'ne gitme şansı yakaladılar. Tabi bu şansı değerlendirmeleri pek mümkün değildi. Hazırlık döneminde ön elemeyi düşünerek güçlü rakiplerle oynadılar ve o maçlarda ortaya çıkan görüntü Sivas'ın bu sene aynı başarıya ulaşmasının kolay olmadığını gösterir nitelikteydi. Geçen seneki başarıda önemli rol oynayan 6 futbolcu takımdan ayrılırken toplamda 15 futbolcu gitti, 10 futbolcu geldi. Yeniden yapılanma sürecine giren Sivasspor'un işi bu sene son iki sezona göre daha zor. Hele bir de geçen sene Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ne kadar kötü bir sezon geçirdiğini düşünürsek benzer bir başarı bugün için çok kolay görünmüyor.

Trabzonspor geçen senenin aksine bu sene transfer döneminde fazla bir şey yapmadı. Engin Baytar, Zafer Yelen, Ferhat Öztürun ve Razundara Tjizkuzu'yu aldılar. Kaptan Hüseyin Çimşir, Ferhat Çökmüş ve Isaac Promise takımdan ayrıldılar. Yaptıkları transferlere bakacak olursak kalite olarak geçen seneye göre fazla bir artısı yok Trabzon'un. Eğer Trabzonspor fazla sakatlık problemi yaşamazsa geçen sene topladığı puana ulaşabilir yine. Bir de Gökhan Ünal ve Umut Bulut biraz daha becerikli olabilirlerse 70 barajını aşabilirler.

Fenerbahçe geçen sene transfer döneminde fikri ile zikri birbirine zıt işler yaptı ve beklentileri olan Fenerbahçe taraftarını hayalkırıklığına uğrattı. Bu seneye baktığımız zaman ise Aziz Yıldırım üç sene üst üste şampiyonluk sözü verdi ve bu iş için en uygun adamlardan birini Cristoph Daum'u getirdi. Daum'un gelişi ile birlikte takımdaki belli başlı problemler yavaş yavaş ortadan kalkacaktır. Özellikle fizik açıdan son 3 sene çok yetersiz olan Fenerbahçe ligin en diri takımı olacaktır. Ayrıca duran toplarda da yine etkili olmaya başlayacaktır Fenerbahçe. Bunun dışında yapılan transferlere baktığımız zaman Fenerbahçe'nin geçen sene yedek kulübesi oldukça fakirken bu sene zenginleşti. Bu da önemli bir artı. Yerlilerden Mehmet Topuz, Özer Hurmacı ve Bekir İrtegün gibi önemli oyuncular kadroya dahil edilirken. Yabancı olarak da Bilica, Cristian Oliviera, Andre Santos alındı. Ayrıca sezon başı itibariyle Güiza da bu sene daha faydalı olacak gibi. Fakat geçen seneki kötü sezon belki de en iyi futbolcusu Lugano takımdan ayrıldı ve onun partneri Edu'nun da durumu belirsiz. Eğer transfer döneminin sonuna kadar Fenerbahçe bir stoper almazsa bu sene Fenerbahçe en çok o mevkide sıkıntı yaşayacak görünüyor. Yabancı bir stoper alındığında da 6+2 denilen saçmalık yüzünden hangi iki futbolcuyu oynatmayacaksın o da ayrı bir konu.

Galatasaray geçen sene açık ara en kaliteli kadroya sahip olan takım olmasına rağmen sezonu 5. bitirebildi. Bunda yönetimin yaptığı yanlış hoca seçimleri direkt etkiliydi. Bu seneye baktığımız zaman ise ilk önce Rijkaard gibi bir ismi takımın başına getirdi Galatasaray. Skibbe ve Bülent Korkmaz düşünüldüğünde ne kadar doğru bir seçim olduğunu daha iyi anlıyoruz Rijkaard'ın. Rijkaard gelmeden önce yapılan Mustafa Sarp transferi ve geldikten sonra yapılan Gökhan Zan tranferleri de bedava yapıldı. Bu da önemli bir yönetim başarısı. Daha sonra sessiz sedasız yapılan Keita transferi ve yine kimseye çaktırmadan yapılan (bana göre yılın transferi) Elano transferi ile kadro geçen senekinden daha güçlü hale geldi. Her şeye rağmen Galatasaray'da çeşitli soru işaretleri var.
1- Rijkaard 4-3-3 oynayacak mı oynamaya kalkarsa sistemi ne zaman tam oturtacak?
2- Gökhan Zan - Servet Çetin havadan iyi ama yerden sıkıntılı iki adam. Bunların performansı ne olacak?
3- Leo Franco ne kadar başarılı bir sezon geçirecek?
4- Keita disiplinsiz davranışlarından sıyrılabilecek mi?

Bu 4 problemi düşündüğümüzde Rijkaard'ın Keita'dan en iyi şekilde istifade edeceğini düşünüyorum. Bu yüzden son madde rahat bir şekilde çözülebilir. Burda bana göre en önemli sorun Gökhan Zan-Servet Çetin ikilisi. Tıpkı Fenerbahçe'de olduğu gibi Galatasaray'da da stoper mevkisi sıkıntılı gözüküyor.

Bu takımların dışındaki takımlara baktığımız zaman bu sene özellikle Bursaspor'un ligi iyi bir yerde bitireceğini düşünüyorum. Kayseri ve Antep'in de geçen senekine benzer bir performans göstermesi muhtemel. Ankaragücü Vassel'i iyi kullanabilirse bu sene rahat bir sezon geçirecektir. Diyarbakırspor ise şu anda en büyük küme düşme adayı.

Turkcell Süper Lig 2009-2010 sezonu bugün itibariyle başlıyor. Kavgasız gürültüsüz bir sezon olsun gibi bir laf etmeyeceğim zira mümkün olmayan şeylerden bahsetmek abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Zaten Süper Kupa maçından sonra yaşananlar böyle bir sezon geçirmeyeceğimizin emareleriydi.

Olimpiyat hatırası






Son moda..

5 Ağustos 2009 Çarşamba

The Return of The King


2001 yılının Mayıs ayıydı. Amcamlara misafirliğe gitmiştik. Amcamın oğlu (ki kendisi benden 13 yaş büyüktür.) Monaco Grand Prix'sinin sıralama turlarını izliyordu. O zamanlar yarışlar NTV'deydi. Okay Karacan anlatıyor, Serra Demirkol da yorumlar yapıyordu. Neyse ayrıntıları geçelim. Bu spor oldukça ilgimi çekmişti doğrusu. Özellikle yarışın Monaco'da yapılıyor olması da buna neden olmuş olabilir. Şehiriçinde yapılıyor olması meşhur tünel falan oldukça enteresandı. Ertesi gün ilk kez bir Formula 1 yarışı izledim. 10 saniyelik pit stoplar 300 km'ye ulaşan süratler ve Monte Carlo sokakları beni yavaş yavaş Formula 1 izleyicisi haline getirdi. O gün yarışı Schumacher kazanmıştı.

Schumi o sezon 17 yarıştan 9'unu aldı 123 puanla şampiyon oldu. Zaten 2005'e kadar Formula 1'i domine etti ve adını F1 efsanelerinin arasına yazdırdı. 4 sene boyunca öyle bir alışkanlık yaptı ki Seremonide Alman Milli Marşı'ndan sonra çalan şarkının Formula 1'in resmi şarkısı zannederken aslında İtalya Milli Marşı olduğunu anlamamız seneler sürdü. Geçen sene Vettel İtalya Grand Prix'sini kazanınca arka arkaya bu iki milli marşı çalmışlardı. Duygulanmadım desem yalan olur.

Michael Schumacher bu sene yok bütçe kısıtlamasıydı, yok difüzördü, vay bilmemneydi diye içine edilmiş abudik gubudik adamların (Hamilton hariç)yarış kazandığı domine ettiği Formula 1'e 7 yarışlığına da olsa geri dönerek büyük renk katacaktır. Hele 1-2 tane de yarış kazanırsa mis gibi olur. Yazıyı da Michael Schumacher'in galibiyet seremonisi ile bitirelim.

4 Ağustos 2009 Salı

İşlem Tamam !!!


Real Madrid Xabi Alonso transferiyle hücumdaki yıldızların arkasını toparlayacak oyuncuyu takıma dahil etmiş oldu. Daha önceki yazılarımızda ilk Los Galacticos döneminde Makelele'nin Real için ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu o gittikten sonra takımın eski gücüne dönemediğini yazmıştık. Real Madrid Xabi Alonso transferiyle 2. Los Galacticos döneminin Makelele'sini buldu. Verdiği bonservis bedeli de düşünülürse Perez'in en azından savunma oynayan oyuncular fazla para vermeye gerek yok mantalitesinden de sıyrıldığını gösteriyor. Bu transferle birlikte artık Real Madrid'teki tek soru işareti Manuel Pellegrini'nin bu oyuncu kadrosunu idare etme hususunda ne kadar başarılı olacağıdır. Bu sorunun cevabını da birçok sorunun cevabını olduğu gibi zaman verecektir.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Süper Kupa Fenerbahçe'nin


Fenerbahçe ve Beşiktaş 2009 TFF Süper Kupa için Atatürk Olimpiyat Stadı'nda karşı karşıya geldiler. Beşiktaş geçen sene iki kupayı da aldığı için statü gereği finaldeki rakibi Fenerbahçe ile karşılaştı. Fenerbahçe de geçen sene kupa kazanamamış olmasına rağmen Süper Kupa'yı aldı.

Maçın ilk yarısını değerlendirecek olursak gerek oyun şablonunun oturmuş olması, gerek aynı hoca ile çalışıyor olması, gerek de rakibinin perşembe günü maç yapmış olmasından dolayı Beşiktaş Fenerbahçe'ye göre üstün olan taraftı. 2'ye 1'lerle girdikleri pozisyonlarda Fenerbahçe'ye çok sıkıntı yaşattılar. Özellikle İsmail, Yusuf, Bobo gibi oyuncularla etkili oldu Beşiktaş. Fenerbahçe ise daha çok kontra toplarla pozisyon aradı. Her iki takımın da pozisyon bulduğu ilk yarıdan gol sesi çıkmadı.

Mustafa Denizli 2. yarıya Yusuf-Nihat değişikliği ile başladı. Muhtemelen sarı kartı olduğu için Delgado'nun da yokluğunda Yusuf'u riske etmek istemedi. Fakat Nihat henüz hazır olmadığından Yusuf kadar etkili olamayınca 2. yarı ilk yarıya göre oldukça yavan geçti. Eğer 75'te Sivok o acemiliği yapmasa muhtemelen normal sürede gol olmazdı. Sivok'un hatasından kazanılan penaltıyı Alex gole çevirince Fenerbahçe 1-0 öne geçti ve o sıralar Holosko'yu oyuna sokmayı planlayan Mustafa Denizli'nin de işini zora soktu. Çünkü Holosko'nun istediği boş alanları bulması artık daha zordu. Golden sonra Beşiktaşlı oyuncular moral olarak çöktüler ve Fenerbahçe kalan dakikaları çok rahat bir biçimde bitirdi. Hatta 2. gol denk geldi desek yanlış olmaz.

Bu maç ki henüz iki takım da lige hazır olmadığının vesikasıydı. Özellikle Fenerbahçe defansta verdiği açıklarla gösterdiki ya yediğinden fazla atarak kazanacak, ya da savunmaya takviye yapacak. Beşiktaş ise haftalar ilerledikçe geçen sene 2. yarıdaki performansına yaklaşacaktır, fakat sezon başı itibariyle gözüken bu sezon büyük maç kazanmadan şampiyon olmak çok ama çok zor.

Sonuç olarak iki takımın da vasatı aşamadığı maçta Fenerbahçe kupayı kazandı. Aynı zamanda bana göre çok hayırlı bir işe imza atarak Beşiktaşlı bazı gereksiz yöneticilerin gereksiz tantanalar yapmasını da engellemiş oldu.