BİY

13 Haziran 2010 Pazar

Almanya 4-0 Avustralya


Almanya D Grubu'ndaki ilk maçında Avustralya'yı 4-0 yenerek ilk maçlar sonunda grubunda liderliğe yükseldi ve aldığı sonuçla "Bu grubun abisi benim." mesajı verdi. 2010 Dünya Kupası'nda da ilk defa bir maç "üst" bitmiş oldu.

Maç aslında Barcelona'nın maçları gibi başladı. Almanya da tıpkı Barcelona gibi maça biraz tutuk başlayıp rakibe ilk dakikalarda pozisyon verdi ama daha sonra bol bol ayağa pas yaparak kontrolü eline aldı ve bunun meyvesini henüz maçın başında Podolski'nin attığı golle aldılar. Golden sonra Almanların, İngiliz ve Arjantinlilerden farkı ortaya çıktı ve öne geçmesine rağmen skoru koruma telaşına düşmedi ve karakteristik özelliklerinden olan "oyun disiplininden kopmamayı" gösterdiler ve oyunlarını oynamaya devam ettiler. Böylece Klose ile 2. golü de buldular. Bunun dışında özellilkle ilk yarıda Mesut'un da birçok pozisyonda gol atamadığını söylersek Almanların ne kadar iyi oynadıklarını daha iyi vurgulamış oluruz.

İkinci yarı Avustralya erken bir gol bulup maça ortak olma düşüncesindeydi ama Tim Cahill 56.dakikada oyun dışı kalınca işleri iyice zora girdi. Daha sonra da Müller ve Cacau'nun arka arkaya attığı gollerle Almanya farka gitti ve rahat bir galibiyet aldı.

Almanya bugüne kadar izlediğimiz 16 takım içerisinde şüphesiz en iyi gözüken takımdı. Bu akşamki oyuna baktığımız zamanda kötü oynayan oyuncusu yoktu. Avustralya ise zaman zaman etkili olmaya çalıştı ama özellikle ilk yarıda Almanlar top yapmalarına izin vermeyince tarihi fark yiyecekleri maçı 4-0 kaybettiler. Bugünkü maçlar sonunda grubun en zayıf takımının Avustralya olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Almanya bu akşam iyi oynadı. Ancak yarın öbür gün kuvvetli bir takım karşısında neler yapacaklar hep beraber göreceğiz. Ben Almanya'nın en fazla çeyrek finale çıkabileceğini düşünüyorum. Orada şansları yaver giderse eğer en iyi ihtimalle yarı final oynarlar.

Sırbistan 0-1 Gana


Dünya Kupası'nda sürpriz yapması beklenen takımlardan Sırbistan ilk maçında hayal kırıklığı yaratarak Gana'ya 1-0 mağlup oldu.

Öncelikle Gana'yı tebrik etmek gerekir. Essien'in yokluğunda Gana'ya pek fazla şans tanınmıyordu ama Gana fizik kondisyon avantajını sahaya yansıtarak Sırbistan'a üstünlük sağladı. Özellikle orta sahada yaptıkları pres Sırbistan'ın sürekli uzun oynamasına, orta sahada top yapamamalarına neden oldu. Fizik açıdan daha iyi olan Gana dönen topları da toplayınca Sırbistan ilk 60 dakika sadece etkili kullandığı duran toplarda tehlike yaratabildi. Gana bu bölümde daha iyiydi ama onlar da Afrika takımlarının karakteristik özelliği olan "son vuruşlardaki beceriksizlik" ve "yanlış final pası tercihleri" özelliklerine sahip olduklarından bu bölümde skor üretemediler.

Gana'nın orta sahadaki presini 90 dakika boyunca sürdürmesi mümkün değildi. Nitekim bunu başaramadılar ve Sırbistan maçın son dakikalarına girilirken etkili olmaya başladı. Ancak Lukovic'in gereksiz bir şekilde gördüğü ikinci sarı kart sonrasında 10 kişi kalmaları onlar için çok kötü oldu. Buna rağmen Sırbistan maç 11'e 11 oynanırken bulamadığı pozisyonları bir kişi eksik oynarken bulmayı başardı. Krasic müsait pozisyonda topu kalecinin üstüne değil de köşeye göndermeyi başarabilse galibiyete ulaşan taraf olabilirlerdi. Ancak Kuzmanovic Dünya Kupası gibi yapılan kritik hataların telafisinin çok zor olduğu bir turnuvada ceza sahasında elle oynayarak Gana'nın penaltı kazanmasına sebebiyet verince Gyan turnuvadaki ilk penaltıyı gole çevirerek takımını galibiyete taşıdı ve Gana çok önemli 3 puan kazandı.

Gana genç oyunculardan kurulu bir takım olmanın avantajını iyi kullandı ancak maçın sonlarına doğru oyundan düştüler. Bu dakikalar Gana'nın Essien'in yokluğunu hissettiği dakikalardı. Essien o dakikalarda takımını ayakta tutabilecek bir oyuncu.

Sırbistan ise Dünya Kupası'nda sürpriz beklenen takımların başında geliyor ama ilk maçtaki performansları orta sahada pres yapan her takıma karşı zorlanabileceklerini gösterdi. Yine çok şey beklenen isimlerden Krasic çok kötü bir oyun sergiledi. Takımının galibiyet golünü atabilirdi ama 90 dakika boyunca oyunda kalması bana göre yanlıştı. Öte yandan Radomir Antic küçük detayların maçların skorunu etkileyebileceğinin farkında. Sırbistan bu maçta duran topları iyi kullandı. Onun dışında "Taçtan ofsayt olmaz." kuralından faydalanarak 1-2 pozisyonda Pantelic'le etkili olmayı da denediler. Ancak başarılı olamadılar.

Sırbistan bundan sonraki maçını Almanya ile oynayacak ve bu maç Gana-Avustralya maçından önce başlayacak. Bu akşamki maçın skoru ne olursa olsun Almanya'yı yenmek zorunda kalacaklar gibi gözüküyor. Gana ise çok önemli bir avantajı eline geçirdi. Avustralya'ya karşı şok bir skor almadıkları takdirde gruptan çıkacaklardır.

Cezayir 0-1 Slovenya


Dünya Kupası'nın şu ana kadarki en düşük profilli maçında Slovenya Cezayir'i 1-0 yenerek C Grubu'nda liderliğe yükseldi.

Cezayir Afrika takımı olduğu için bu turnuvada olmayı haketmiyor diyemeyeceğim. Ama Slovenya'nın Dünya Kupası'nda olmayı aldığı galibiyete rağmen kesinlikle haketmediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten çok kötü Polonya ve bir o kadar kötü Çek Cumhuriyeti'nin önünde grubu 2. bitirmişlerdi. Rusya'yı Play-off'ta geçmelerinde ise en büyük pay Handanovic'indi. İlk maç belki de tarihi fark olacakken son dakikalarda attıkları golle sadece 2-1 kaybetmişlerdi. 2.maçtaki 1-0'lık galibiyetle de G.Afrika'ya gitmeyi başardılar.

Bugüne gelecek olursak iki takım da zayıf takımlar ama en azından Cezayir bir şeyler yapmanın derdine düşmüştü. Slovenya ise maçı berabere bitirmenin derdindeydi ama "Kör istedi bir göz Allah verdi iki göz." misalı galip gelmeyi başardılar. Cezayir 73.dakikada Ghezzal'ın son derece amatör bir şekilde oyundan atılmasıyla 10 kişi kaldı ve kalecileri Chaouchi'nin Leo Franco'yu anımsatan bir gol yemesi Slovenya'ya 3 puan getirdi.

Slovenya kesinlikle iyi bir takım değil ama bir sonraki maçta ABD'den 1 puan çalabilirse gruptan çıkma şansı olur. Cezayir ise iki bireysel basit hata sonucu muhtemel 1 puandan oldu. Bundan sonraki İngiltere maçında işleri zor.

Ricardo Quaresma Beşiktaş'ta


Beşiktaş yılan hikayesine dönen Querasma transferini bugün itibariyle mutlu sonla bitirmeyi başardı. Quaresma'nın kariyerine baktığınız zaman çok önemli takımlarda forma giymesine rağmen Portekiz dışında tutunmayı başaramamış bir isim. Zaten bu transferde en çok "acaba" dedirten de Quaresma'nın yurt dışı kariyeri. Onun dışında ben Quaresma'nın Cristiano Ronaldo kadar yetenekli bir oyuncu olduğuna inanıyorum. Aralarındaki farkı birinin 6 yıl Alex Ferguson'ın elinden geçmiş olmasıdır.

Bu transferin gerçekleşmesinde Beşiktaş'ta yaşanan hoca değişikliğinin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha önce Türkiye'de oynamak istemeyen Quaresma'nın Bernd Schuster'den sonra fikrini değiştirmesi muhtemel. Ayrıca Mustafa Denizli'nin Quaresma transferine pek sıcak bakmadığı önce futbolcuların alacaklarının ödenmesini istediği defalarca medyaya yansımıştı. Bir de henüz yaşanan Beşiktaş-Medya savaşından sonra Beşiktaş yönetiminin olayları soğutması için de bu transfer iyi bir sebep olmuştur.

Yeniden işin futbol yönüne dönecek olursak Beşiktaş Bernd Schuster'in de oyun anlayışına uygun yetenekli bir oyuncuyu transfer etti. Ayrıca Sporting Lizbon'dan da tanıdığı Rodrigo Tello da ona çok yardımcı olacaktır. Tek soru işareti yurt dışı kariyeri ama Beşiktaş'ta istediği kadar forma şansı bulacağı için başarılı olabileceğini düşünüyorum.

12 Haziran 2010 Cumartesi

İngiltere 1-1 ABD


2010 Dünya Kupası C Grubu ilk maçında İngiltere ile ABD 1-1 berabere kaldılar ve iki takım da turnuvaya 1'er puanla başlamış oldu.

Henüz 4.dakikada İngiltere Gerrard'la öne geçince maçın İngiltere açısından rahat geçeceğini düşünmüştük. Ancak ABD sonraki dakikalarda kolay lokma olmayacağını gösterdi. Özellikle uzun toplarda ABD'li oyuncular etkili oldu. İngiltere ise özellikle sol kanattan Lennon ile etkili olmaya çalıştı. İlk yarının sonlarına doğru Dempsey'nin şutunda Green hata yapınca ABD beraberliği yakaladı.

Devre arasında Capello King-Carragher değişikliğini yaparak savunmada hava toplarını kesmeyi amaçladı. İkinci yarının başlarında İngiltere pozisyonlar yakaladı ancak Rooney'nin formsuzluğu İngiltere'nin gol bulamamasında önemli bir etkendi. ABD'nin ikinci yarıdaki en önemli pozisyonu ise Altidore'un soldan getirdiği topta yaptığı vuruştu.

ABD beklediğimiz gibi koşan mücadele eden kalitesi elverdiğince top oynamaya çalışan bir takımdı. İngiltere'nin zaafı ise daha ilk maçta ortaya çıkmış oldu. Kaleci hatasından golü yediler. Onun dışında Alan Shearer "İngiltere'nin performansı Rooney'e bağlı." demişti, haklı çıktı. Bugün sahada iyi bir Rooney olsaydı İngiltere maçı kazanırdı.

Bu grubun yarın oynanacak maçında galip gelecek takım gruptan çıkmak için umutlanacak olsa bile ben yine de bu iki takımın gruptan çıkacak takımlar olacaklarını düşünüyorum.

Arjantin 1-0 Nijerya


Arjantin Dünya Kupası'ndaki ilk maçında Nijerya'yı Heinze'nin 6.dakikada attığı golle 1-0 yenerek ilk maçında 3 puan almayı başardı.

Maça Arjantin iyi başladı. İlk dakikalarda üst üste pozisyonlar buldular. Bunda Nijerya'nın orta sahada çok fazla top kaybı yapmasının şüphesiz çok etkisi vardı. 6.dakikada kornerden gelen topa Heinze bomboş pozisyonda penaltı noktası civarından düzgün bir kafa vuruşu yaparak Arjantin'i 1-0 öne geçirdi. Bu golden sonra Arjantin'in farkı artıracak pozisyonlar bulmasını beklerken Arjantin rölanti bir oyunu benimseyince Nijerya özellikle Gutierrez'in kanadından birçok pozisyonda tehlikeli geldi ama son vuruşlardaki ve final paslarındaki beceriksizlikleri gol bulmalarını engelleyen unsurlardı.

İkinci yarıya Arjantin farkı artırmak için çıktı. İkinci yarıya da fena başlamadılar ama çoğu pozisyonda kaleci Enyeama'nın performansı gol bulmalarına engel oldu. Nijerya'da ise Lars Lagerback Odemwingie ve Martins'i oyuna sokarak hücumda etkili oldu ama iş yine dönüp dolaşıp yanlış pas tercihlerine ve kötü son vuruşlara takıldı. Sonuçta da skoru değiştirebilen olmadı ve maç 1-0 Arjantin lehine sonuçlandı.

Arjantin'de performansı merakla beklenen Messi bana göre iyi oynadı. Tek eksiği goldü. Arjantin'in neredeyse bulduğu her pozisyonda Messi vardı. Messi ilerleyen maçlarda goller bulacaktır. Maçın adamı ise kurtardığı toplarla Enyeama seçilmiş. Bugün Nijerya adına farkı öneleyen isimdi.

Nijerya bundan sonra Yunanistan'ı yenip son maçta Kore'yle gruptan çıkma mücadelesine girecektir. Ancak John Obi Mikel'in yokluğunu bariz bir biçimde hissediyorlar. Bugün Mikel olsaydı orta sahada bu kadar çok top kaybı yaşamayabilirlerdi.

Arjantin'de ise Maradona fazla ofansif bir onbir tercih etti. Messi, Higuain, Tevez, Di Maria yanı sıra Veron'un da orta sahada görevlendirilmesi orta sahada tüm yükün Mascherano'ya binmesine neden oldu. Bu durum gruptan çıkıldıktan sonra sıkıntı yaratacaktır. Arjantin bu maçı kazandı ama Maradona'nın tercihlerini gözden geçirmesinde fayda var.

G.Kore 2-0 Yunanistan


Dünya Kupası'nın 2. gününde B Grubu'nun ilk maçında G.Kore Yunanistan'ı 2-0 yenerek hem kupanın ilk galibiyetini aldı hem de çok önemli bir 3 puanı hanesine yazdırmayı başardı.

Maç öncesi beklentiler Yunanistan'ın klasik oyununu oynayacağı topa daha fazla sahip olan tarafın Kore olacağı şeklindeydi. Ancak 6.dakikada savunmasıyla nam salmış Yunanistan'ın çok basit bir savunma hatası sonucu golü yemesi Yunanistan'ın bütün planları bozdu. Bu dakikadan sonra gol atmak zorunda olan Yunanistan'ın ilk yarı boyunca hücumda düşündüğü tek şey Gekas'a top şişirmekti. Böyle çağ dışı bir anlayışla gol bulmaları zordu.

İkinci yarıya Rehhagel Karagounis-Patsatzoglou değişikliği ile başladı. Ancak bu değişiklik Yunanistan'a yaramadı ve Kore 52. dakikada Ji Sung Park'la farkı 2'ye çıkardı. 2-0'dan sonra Rehhagel Charisteas ve Samaras'ı oyundan çıkarıp Kapetanos ve Salpingidis'i oyuna sürdü. Skorda da geride olmalarının getirdiği zorunlulukla Kore kalesinde özellikle Gekas'la 1-2 pozisyon buldular ama Dünya Kupaları tarihindeki ilk gollerine bu maçta ulaşamadılar.

Kore takımı kadro kalitesi yettiğince iyi oynamaya çalışan pas yaparak iyi yardımlaşan bir takım ve bugün galibiyeti haklı bir şekilde aldılar. Yunanistan ise erken golü yiyince bütün planları alt üst oldu. Bundan sonraki maçlarda da klasikleşen futbollarından uzaklaşmadıkları takdirde gruptan çıkamazlar.

Khune Akıllı Olsun


G.Afrika milli takımı kalecisi Khune: ''Taraftar yeterince çok vuvuzela çalmadı. Umarım gelecek maçta daha çok çalarlar. Yeterli olamadılar, sanki Meksika evinde oynuyor gibiydi. Daha fazla ses çıkaran taraf Meksikalılar'dı. Seyirci 12. adamımız olmalı. O vuvuzelaları çalmalılar.'' demiş. Allah'tan kork be!

11 Haziran 2010 Cuma

Fransa 0-0 Uruguay


2010 Dünya Kupası'nda A Grubu'ndaki 2. maçta Fransa ile Uruguay 0-0 berabere kaldı ve A Grubu'nda hesapların çok karışacağı belli oldu.

Maç başlayınca skorun ancak anlık hatalar sonucu değişeceği belli oldu. Fransa'da 6.dakikada Ribery'nin getirdiği topta Govou golü atamadı. Daha da Fransa o kadar net pozisyona giremedi zaten. Ancak Gourcuff'un serbest vuruşlardan çektiği şutlarla gol aradılar.

Uruguay da Fransa'dan pek farklı değildi doğrusu. İlk yarıda Forlan biraz istekli hareketli gibi gözüktü ama o da 1-2 şut dışında etkili olamadı.

Pozisyon açısından oldukça kısır geçen maçta son dakikalarda Uruguay 10 kişi kalınca Fransa Uruguay kalesine yüklendi ama o da gol getirmeyince maç 0-0 berabere bitti. Fransa'da ciddi bir koordinasyonsuzluk var. 1-2 topa iki kişi aynı anda koştular. Hele bir tanesinde Anelka Govou'ya bıraksa tehlikeli olacaklardı. Raymond Domenech'in de ilk önce çıkarması gereken Govou'yu en son çıkarmasını da bir türlü anlamadım. Zaten onu anlayan da yanlış anlıyor.

G.Afrika-Meksika maçını izledikten sonra Uruguay'ın bu futbolla gruptan çıkması mümkün değil. Fransa'nın da gol atması ancak Ribery'nin boş alanlar bulması halinde mümkün olacak gibi gözüküyor. Yalnız Fransa bir şekilde bu gruptan çıkarsa eleme maçlarında şansı biraz daha fazla olacaktır.

G.Afrika 1-1 Meksika


2010 Dünya Kupası açılış maçında G.Afrika ile Meksika Tshabalala ve Marquez'in karşılıklı golleriyle 1-1 berabere kaldı.

Maça Meksika çok iyi başladı. Henüz 2. dakikada G.Afrika kalesinde tehlike yarattılar. Bu dakikadan sonra da topun hakimi Meksika'daydı. İstedikleri gibi top yaptılar ve G.Afrika ev sahibi olmanın da stresiyle bu oyuna bir türlü "cevab" veremedi. İlk yarıda G.Afrika'nın sol kanadı Giovanni Dos Santos tarafından çökertildi. Öyle ki Parreria devre arasında sol bekini çıkardı. Meksika ilk yarıda 4 net pozisyondan yararlanamazken G.Afrika ilk yarının sonlarında üst üste kazandığı kornerlerden tehlikeye yaratmaya çalıştı.

İkinci yarıda G.Afrika topun kontrolünü yine Meksika'ya bıraktı ama bu defa savunmada daha dikkatli bir G.Afrika takımı vardı. Giovanni Dos Santos takımının en etkili ismiydi ama onun orta sahada kaptırdığı topta hızlı çıkan G.Afrika golü buldu ve 1-0 öne geçti. Bu dakikadan sonra Meksika oyun disiplininden kopmaya başlarken G.Afrika hem skor hem de psikolojik olarak avantajlı duruma geçti. Meksika'nın hocası Javier Aguierre arka arkaya oyuncu değişiklikleriyle oyuna müdahale etti ancak Meksika golü G.Afrika'nın savunmada yaptığı çok büyük bir hata sonucu buldu ve beraberliği yakaladı. Bu golden sonra Meksika galibiyet golü için risk almaya devam edince G.Afrika mutlak bir gol pozisyonuna girdi ama direk gole izin vermedi ve maç 1-1 berabere sonuçlandı.

Bu maç gösterdi ki G.Afrika takımı diğer iki maçında da topun kontrolünü rakibine bırakıp 11 kişi topun arkasına geçip özellikle orta sahada kazanılacak toplarla hızlı çıkıp goller arayacak. Meksika ise bu oyununu devam ettirdiği takdirde Uruguay ve Fransa ile oynayacağı maçlar çok zevkli geçecektir.

Bir kaç satırda Meksika'nın kalecisi ile ilgili yazalım. Gerçekten de Ömer Çatkıç'a çok benziyor. Meksika öne geçtiğinde acaba onun gibi zaman geçirecek mi merakla bekliyorum. Yalnız amiyane tabiriyle biraz "armut" bir kaleci gibi. Golde top öyle bir yere gitti ki yapacak hiçbir şeyi yoktu belki ama diğer pozisyonlardaki hareketleri pek güven vermiyor.

Beşiktaş'ın Yeni Hocası Bernd Schuster


Beşiktaş Mustafa Denizli ayrıldıktan sonra hoca arayışını tamamladı ve Schuster ile anlaştı. Aslında Schuester haberleri yeni değil hatta tam bir hafta önce NTV Spor'da Beşiktaş'ın Schuster ile anlaştığı haberi verilmiş, Beşiktaşlı yöneticiler bunu yalanlamak için ellerinden geleni yapmış, hatta Juande Ramos'la naylon görüşmeler bile yapılmıştı. Ancak sonuçta Bernd Schuster ile anlaşma sağlandı.

Bernd Schuster hücum futbolunu benimseyen ve takımının da göze hoş gelen bir futbol oynamasını isteyen bir teknik adam. Zaten geçen sene Real Madrid'in geçen sene iki Barcelona maçı arasındaki yanlış hatırlamıyorsam tüm maçları kazanıp sadece bir beraberlik almasına rağmen Barcelona'yı yakalayamamasının nedeni Schuster'in kovulmadan önce savunmayı neredeyse hiç önemsememesinden kaynaklanıyordu. Beşiktaş'a da ilk etapta hücum futbolunu oturtmaya çalıacaktır.

Benim şahsi kanaatim Schuster'in Beşiktaş'ta başarılı olması pek mümkün değil. İstatistik olarak olaya yaklaşacak olursak Son 15 yılda bu ülkenin şartlarını bilmeyen, henüz gelmiş hocaların ilk senelerinde pek başarılı olamadığını gösteriyor. 1996-2000 döneminde Fatih Terim Galatasaray'da 2001'de Mustafa Denizli Fenerbahçe'de, 2002 Lucescu 2. sezonunda Galatasaray'da 2003'te ise bu sefer Beşiktaş'ta, 2004 ve 2005 daha önce Türkiye'de görev yapmış olan Cristoph Daum Fenerbahçe'de şampiyon olmuşlar. 2006'da Galatasaray'ın başında Türkiye'de henüz ilk sezonunu yaşayan Gerets vardı ama çok farklı motivasyon unsurlarının da Galatasaray'ın şampiyonluğununda katkısı vardı. Yine 2007'de belki Süper Lig tarihinin en kalitesiz sezonunda Fenerbahçe 100. yıl olmasının da motivasyonuyla şampiyonluğa ulaştığını belirtmek doğru olacaktır. 2008'de son 6 haftayı Cevat Güler'le geçiren ve tüm maçları kazanan Galatasaray'ın şampiyonluğu da değişik bir şampiyonluktu. 2009'da Mustafa Denizli Beşiktaş'ı bir kez daha mutlu sona ulaştırırken 2010'da da Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u şampiyonluğa uzandı. Görüldüğü üzere ilk senesinde şampyonluğa ulaşanların hemen hemen hepsi daha önce bu ülkede çalışmış yabancı hocalar ya da ülkenin şartlarını iyi bilen yerli hocalar. Futbolculuğunda yıllarca İspanya'da oynamış ve teknik direktörlük kariyerinde de İspanya'da görev yapmış olan Schuster'in La Liga'da başarılı olması son derece doğal. Ancak İspanya'dan buraya gelen hiç kimse buraya uyum sağlayamazken Schuster'in uyum sağlaması çok kolay gözükmüyor. Bence Schuster ikinci bir Del Bosque vakası olması çok muhtemel bir isim. Ancak Beşiktaş'a istediği futbolu oynatırsa Beşiktaş maçları çok güzel geçer.

Bir de Beşiktaş ile medya arasında resmen savaş çıkmış durumda ki burada iki tarafın da haklı olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle Schustter haberleri çok uzun zamandan beri var. Ayrıca Beşiktaş'ın Mustafa Denizli ile sözleşme imzalayıp bunu yürürlüğe sokmaması fiyaskodur. Tabi burda medya görevini yapmış Schuster haberlerini yayımlamıştır. Sonuç olarak haberler doğru çıkmıştır. Burada Beşiktaş yönetimi medyayı değil bu haberi sızdıran köstebekleri suçlamalıdır. Ancak hemen hemen tüm Beşiktaşlı spor yazarlarının sırf Mustafa Denizli ile kişisel dostlukları olduğu için de Beşiktaş yönetimine daha fazla yüklendiklerini düşünüyorum. Mustafa Denizli yerine başka biri olsaydı birçoğunun tutumu böyle olmayacaktı.

Miroslav Stoch Transferi


Fenerbahçe Galatasaray'ın da uzun zamandır ilgilendiği bilinen Miroslav Stoch'u transfer etti. Oynadığı mevki itibariyle Fenerbahçe'nin ihtiyaç duyduğu bir oyuncuyu transfer ettiğini söyleyebiliriz. Ben tabi kendisini Twente ile oynadığımız maçta izlemiştim. O maçta oldukça iyi bir oyun sergilemişti. Ancak Hollanda ligini çok sıkı takip etmediğimden fazla bir şey diyemiyorum. Fakat Hollanda ligini yakından takip edenlerin yorumları gayet olumlu. Dünya Kppası'nda da Slovakya'nın maçlarını artık farklı bir gözle takip edeceğiz. Tıpkı 2002'de Arjantin maçlarını olduğu gibi.

Galatasaray ile Fenerbahçe'nin bu transferde karşı karşıya gelmiş olması ne olursa olsun iyi olmadı. Tabi bu arada keşke "Galatasaray'a gelse." diye iç geçirenlerin oyuncu Fener'e gittikten sonra "Ellerinde patlayacak." demeleri riyakârlığın en güzel örneğidir. Yine de özellikle blog sahibi olanlar başta olmak üzere aklıselim sahibi Galatasaray taraftarlarının da bulunduğu belirtip haksızlık etmiş olmayalım.

Daha hoca belli olmadan böyle bir transferin gerçekleştirilmiş olması yeni sezonda takımı Aykut Kocaman'ın çalıştıracağına bir delalettir.

Vuvuzelalı, Ömer Üründül'lü ve Bol Sakatlı Dünya Kupası


Dünya Kupası bugün başlıyor. 30 günde toplam 64 maç yayınlanacak, 32 takımdan bir tanesi mutlu sona ulaşacak. Kupa ise ilk kez Afrika kıtasından düzenleniyor. Maçları ise Türkiye'de TRT yayınlayacak.

Bu Dünya Kupası'nda bir çok olumsuzluğa maruz kalacağız. Bunlardan birincisi ve en önemlisi "vuvuzela". Adeta bir havalı kornayı andıran bu aletin işlevi ise kafa şişirimek! Maalesef bu işkenceye katlanmak zorundayız.

Bir diğer olumsuzluk ise benzersiz! yorumlarıyla evlerimize konuk olacak olan Ömer Üründül. Kendisini zaten çok iyi tanıyoruz fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Son olarak da turnuva öncesi sakatlık yaşayan önemli oyuncular var. Bunların en önemlileri Beckham, Ferdinand, Essien, Pirlo, Robben, Drogba, Ballack, Nani, Harry Kewell, Cabanas gibi oyuncular. Hatta öyle ki turnuva öncesinde hakem bile sakatlandı. Sanki maçlar başlayınca sakatlıklar artacak gibi bir his var içimde.

Kupanın ise ön plana çıkan 2 favorisi var. Brezilya ve İspanya. Bunların dışında Arjantin ve İngiltere de plaseler. Arjantin'in plase olmasının insanların gönüllerinde farklı bir yerde olmalarından kaynaklanıyor. Bunu sağlayanlar da hiç şüphesiz Lionel Messi ve Diego Armando Maradona.

Futbol olarak Arjantin, İngiltere, Hollanda, Brezilya ve İspanya futbolseverlere güzel dakikalar yaşatmasını beklediğim takımlar. Bunun dışında Sırbistan bu turnuvada sürpriz beklediğim takımların başında geliyor. Diğer bir sürpriz beklediğim takım ise Kamerun.

Umarım iyi savunma yapanın değil iyi hücum yapan takımın mutlu sona ulaşacağı bir turnuva izleriz. Herkese iyi seyirler.

10 Haziran 2010 Perşembe

2010 Dünya Kupası G ve H Grupları


Kupanın başlamasına artık bir gün kaldı ve biz de son iki grubu değerlendirmek suretiyle takımları değerlendirme işini bitireceğiz.

Böylesine büyük turnuvaların bitmeyen bir geyiği vardır. "Ölüm grubu" geyiği... Bu turnuvada da bu unvan Brezilya, Portekiz, Fildişi ve Kuzey Kore'nin bulunduğu G Grubu'na layık görüldü. Her ne kadar Kuzey Kore biraz işi bozsa da Brezilya, Portekiz, Fildişi üçlüsünden birinin bir üst turu göremeyecek olması talihsizlik. Ayrıca bu gruptan çıkacak takımlardan birinin İspanya ile bir üst turda eşleşme ihtimalleri de var ki o da hiç iyi olmadı.

Brezilya bugüne kadar düzenlenen tüm turnuvalara katılan bu kupayı beş kez kazanan kendi ev sahibi olup da kazanamayan ancak kendi kıtası dışında kazanan tek takım. Brezilya kupanın doğal favorisi demek yanlış olmaz. Ancak Brezilya'nın kadrosunda özellikle Dunga dönemi ile birlikte aslında biraz gerileme var. Eskiden Brezilya kadrosunda Galatasaray, Villareal, Santos, Panathinaikos, Sevilla, Benfica, Cruzerio, Wolfsburg gibi takımlardan fazla futbolcu olmazdı. Ancak şimdi kadronun yarısı bu takımlarda oynayan futbolculardan oluşuyor. Ancak hala çok önemli oyuncuları, çok kaliteli bir kadroları var.

Brezilya 2006'da da favori gösteriliyordu ama oynadıkları futbol iyi değildi. 2010'da yine favorilerden birisi ve bu kez daha doğru bir futbol oynuyorlar. Futbollarında samba esintileri yok belki ama doğru işler yapıyorlar. Ancak Brezilya 2014'te kendi evinde kupayı zaten kazanır. O yüzden bu kupaya elleşmesinler istiyorum.

Kuzey Kore hakkında fazla yorumda bulunmak doğru olmaz. Ancak Wikipedia'ya göre 23 kişilik kadroda 2'si Japonya'da 1'i de Rusya'da olmak üzere 3 oyuncu Kuzey Kore'nin dışında futbol oynuyor. PES 2010'daki Kuzey Kore 5'li savunmayla oynuyor. Yapılan tahminler de bu şekilde oynayacakları yönünde. 1966'daki başarılarını tekrar etmelerini pek mümkün görmüyorum.

Fildişi Sahilleri 2006'daki gibi kötü bir kura çekti. O zaman da Arjantin, Hollanda ve Sırbistan ile aynı gruptaydılar. Şimdi de Brezilya ve Portekiz ile baş etmeleri gerekiyor. Japonya ile oynanan hazırlık maçında Drogba'nın kolunun kırılması Fildişi'nin umutlarını azalttı. Gruptaki ilk maçın da Portekiz'le olması Fildişi'nin işini zorlaştırıyor. Eğer Drogba Portekiz maçına yetişemezse gruptan çıkabileceklerini sanmıyorum.

Portekiz son 15-20 yılda yaptığı atılımlarla milli takımlar düzeyinde Dünya'da çok önemli bir noktaya geldi ve önemli yıldızlar yetiştirmeye başladı. Portekiz'in altın jenarasyonu denilen Figolu, Rui Costalı takım bugün Ronaldo gibi, Deco gibi, Simao gibi kaliteli oyuncularla devam ediyor. Ancak Portekiz'in en önemli sorunu bu kadar iyi orta saha oyuncuları yetiştirmelerine rağmen bir türlü çok kaliteli bir santrofor yetiştirememeleri. Bunun sıkıntısını da bu tür turnuvalarda daima yaşıyorlar. Ayrıca benim "çakma C.Ronaldo" olarak nitelendirdiğim Nani'nin antrenmanda sakatlanması da Portekiz için kötü bir durum. Portekiz kağıt üstünde grubu 2. bitirir gibi gözüküyor. O zaman da kağıt üstünde H Grubu lideri İspanya ile karşılaşırlar ki o da çeyrek final şanslarını çok azaltır. Bu son iki gruptaki takımlar diğerlerine göre çok şanssızlar.

H Grubu son Avrupa şampiyonu İspanya'nın grubu. Bu grupta İspanya ile birlikte İsviçre, Şili ve Honduras bulunuyor. İspanya sadece bu grubun değil kupanın da favorilerinden biri. Açıkçası daha önce bu kupayı kazanmamış bir takım oldukları için de desteklediğim takımlardan biri. Oynadıkları futbol da ortada. Takımın bir omurgası var ve bu takım 4 seneden beri bu futbolu oynuyor. Sanki bir milli takım değil de kulüp takımı gibiler. Bu çok önemli bir avantaj İspanya adına. Yalnız beni korkutan bir şey var o da herkes tarafından favori gösterildikleri için bir kazaya uğramaları.

İsviçre son 4-5 yıldır futbolda ciddi ilerleme kaydetti. 2004 yılından beri birine ev sahibi olarak her büyük turnuvaya katıldılar. Kadrosu Senderos ve N'Kufo hariç İsviçre ve İsviçre'nin komuşularında oynayan futbolculardan kurulu. Hakan Yakın, Gökhan İnler ve Eren Derdiyok bizim açımızdan dikkat çeken oyuncular olacak. İsviçre Şili ile ikincilik mücadelesine girecektir ve bu konuda avantajlı olan taraf onlar. Ayrıca Ottmar Hitzfeld'i de unutmamak lazım.

Honduras uzun bir aradan sonra yeniden Dünya Kupası'nda. Bugüne kadar olan maceraları ise pek parlak değil. En önemli oyuncuları David Suazo. Honduras'ı bizimle yaptıkları hazırlık maçında izleme şansı bulduk. Doğrusu pek iyi bir takım değil. Bu grupta da pek şansları yok.

Şili zaman zaman Dünya Kupaları'nda boy gösteren bir takımdı. Kadrosunda Matias Fernandez, Mark Gonzalez gibi önemli oyuncuların yanı sıra Beşiktaş'ta oynayan Rodrigo Tello var. İsviçre ile ikincilik mücadelesi yapacaklar ama İsviçre'yi bu konuda daha şanslı görüyorum. Sonuçta daha oturmuş bir takım ve bu noktaya da yıllardır planlayarak geliyorlar.

9 Haziran 2010 Çarşamba

2010 Dünya Kupası E ve F Grupları


2010 Dünya Kupası değerlendirmesinde sıra E ve F gruplarına geldi. E Grubu'nda Hollanda, Danimarka, Japonya ve Kamerun var. F Grubu'nda ise İtalya, Paraguay, Yeni Zelanda ve Slovakya.

Hollanda elemelerin en başarılı takımı olarak G.Afrika'da bulunuyor. Grupta oynadıkları 8 maçın tamamını kazanarak Dünya Kupası'na katıldılar. Benim büyük turnuvalarda Türkiye olmadığı zaman desteklediğim takım her zaman Hollanda olmuştur. Bunun nedeni Euro 2000'de Rijkaard yönetiminde Hollanda'nın oynadığı futboldur. Yarı finalde İtalya'ya elenmelerine gerçekten çok üzülmüştüm. Sonra 1974 ve 1978'e bakınca şanssızlığın Hollandalıların kaderi olduğunu gördüm ve bu benim Hollanda'ya olan sempatimi artırdı. Bu kupada da desteklediğim takım yine Hollanda ama gerçekçi olmak gerekirse savunma yönünden çok büyük sıkıntıdalar. Frank De Boerlu, Jaap Stamlı, Reizegerli kadro şimdi Ooijerlerle, Mathijsenlerle, Heitingalarla oynuyor. Hücumda elbette bir Dennis Bergkamp, Patrick Kluivert yok ama Robben, Sneijder, van Persie hatta benim pek tutmadığım ama gayet faydalı bir oyuncu olan Dirk Kuyt ve van der Vaart kaliteli oyuncular. Orta sahada da Davids ve Seedorf gibi oyuncuları yok artık ama van Bommel de iyi iş yapacaktır.

Geçen günlerde Football Mundial'i izlerken Ronald Koemann Hollanda'nın her takımı yenebilecek aynı zamanda her takıma yenilebilecek bir takım olduğunu söyledi. Hakkaten de doğru. Hollanda son hazırlık maçlarında formda olduğunu gösterdi ve grubunun favorisi. Eğer bir kaza yaşamazlarsa çeyrek finalde Brezilya'yla karşılaşmalarını bekliyorum.

Danimarka elemelerde Portekiz'in bulunduğu grubu lider tamamlayarak Dünya Kupası'na katılmaya hak kazandı. Yalnız Danimarka'nın Portekiz maçlarında çok şanslı olduğunu söylemek gerek. 1992'nin Avrupa şampiyonunun kadrosunda Rommedahl, Tomasson, Sorensen gibi tecrübeli isimlerin yanında Bendtner, Agger hatta Eriksen gibi genç isimler de var. Takımın hocası da çok tecrübeli bir isim Morten Olsen. Normal şartlarda Danimarka'nın Kamerun ile ikincilik mücadelesine girmesi gerekir, öyle de olacağını tahmin ediyorum. İki takımın da kadroları denk sayılır.

Japonya Asya futbolunun önemli temsilcilerinden birisi. 2002 Dünya Kupası'nda beri Japon futbolunda belli bir yükseliş var. Yalnız bu kupada Kamerun ve Danimarka'yı geçebileceklerini sanmıyorum. Futbol adına ortaya bir şeyler koymaya çalışacaklardır ama fazla ileri gitmelerine ihtimal vermiyorum. Bu arada Japonya'nın 23 kişilik Dünya Kupası kadrosundan sadece 4 futbolcu kariyerlerini Avrupa'da devam ettiriyorlar. Bunlar Matsui, Hasebe, Honda ve Morimoto. Bunun dışında frikiklerinden tanıdığımız Nakamura ve Galatasaray'dan bildiğimiz Inamoto da kadroda.

Kamerun Dünya Kupası'ndaki en önemli Afrika ülkelerinden bir tanesi. Çok kaliteli kadroya sahipler ve Kadrolarındaki 23 futbolcunun 22'si Avrupa liglerinde oynayan oyuncular. Bunun dışında başta Samuel Eto'o olmak üzere Webo, Emana, R.Song, Makoun gibi önemli oyunculara sahipler. Ayrıca Kayserispor file bekçisi Hamidou, Ankaragücü'nden tanıdığımız Geremi de Kamerun'un kadrosunda. Ben Kamerun'un Danimarka ile ikincilik mücadelesi yapmasını bekliyorum. Bu konuda Kamerun'un tek dezavantajlı olduğu nokta tüm Afrika takımları için geçerli olan geriye düştükleri anlarda oyun disiplininden kopmaları olur.

İtalya son şampiyon olarak Dünya Kupası'na geldi. O zaman da favoriler arasında isimleri okunmazken şimdi de okunmuyor. Ancak 2006'da herkes Yunanistan'ın Avrupa futboluna verdiği zarardan dolayı böyle konuşuyor bırakın şampiyonun kim olacağını finalin Brezilya'yla Arjantin arasında oynanacağını iddia ediyordu ve hiçbir Avrupa takımı favoriler arasında gösterilmiyordu. Oysa şimdi Avrupa'dan "kupayı kazanabilir" gözüyle bakılan takımlar var ancak İtalya bunlardan biri değil.

Tabi bunun çeşitli nedenleri var. İtalya'nın şampiyon olduğu sene patlak veren şike skandalı İtalya futboluna çok büyük zarar verdi. Seria A'nın marka değeri ciddi anlamda zedelendi ve büyük kulüpler çok hasar aldı. İtalyan futbolu çöktü. Bu milli takıma da olumsuz yansıdı. Milli takımı bırakan oyuncuların da yerleri doldurulamadı. Bugün İtalya'nın kadrosunda Şampiyonlar Ligi şampiyonu Inter'den hiçbir oyuncu yok lig ikincisi Roma'dan ise sadece De Rossi var. Ligi yedinci bitiren Juventus'tan ise 6 oyuncu var. Bu İtalyan Milli Takımı'nı Seria A'ya koyun ligi dördüncü bitirirse öpsün başına koysun.

İtalyanlar "turnuva takımı" olmalarının etkisiyle ve başlarındaki Lippi'nin de katkılarıyla gruptan çıkacaklardır. Ancak fazla uzağa gidemezler. Çeyrek final bu takım için başarıdır.

Paraguay G.Amerika elemelerinde çok başarılı bir performans göstererek Dünya Kupası'na geldi. Uzun süre lider götürdükleri elemeleri lider Brezilya'nın 1 puan gerisinde averajla üçüncü bitirdiler. Özellikle forvet hattında Valdez, Cardozo, Santa Cruz gibi kaliteli isimlere sahipler. En önemli eksikleri ise geçtiğimiz aylarda başından vurulan ve mucize eseri kurtulan Salvador Cabanas. Paraguay kağıt üstünde gruptan çıkmak için Slovakya ile mücadele edecek gibi gözüküyor. Onlara göre en önemli avantajları şüphesiz Dünya Kupası tecrübeleri olacak. Elemelerdeki performanslarını devam ettirmeleri durumunda Paraguay'ın gruptan çıkması çok zor olmayacaktır.

Yeni Zelanda 28 yıl sonra Dünya Kupası'nda. Çok bildiğimiz bir takım değil ve haklarında yorumda bulunmak zor. Konfederasyonlar Kupası'ndaki performansları dikkate alındığında maç başına yiyecekleri gol sayısı 2 olursa başarı olur.

Slovakya, Çekoslovakya ayrıldıktan sonra yıllarca futbolda Çek Cumhuriyeti'nin gölgesinde kaldı. Fakat Çek Cumhuriyeti'yle aynı grupta mücadele ettikleri elemeleri lider tamamlayarak Dünya Kupası'na geldiler. Kadrolarında Liverpool'da oynayan Skrtel, Napoli'de oynayan Hamsik gibi önemli oyuncuların yanı sıra Beşiktaş'tan Holosko ve ligin ikinci yarısında Ankaragücü'nde oynayan Vittek ve Sapara gibi oyuncular var. Yine Sestak da Slovakya'nın önemli bir oyuncusu.

Slovakya'nın kadro olarak bir sıkıntısı yok. Paraguay'la gruptan çıkmak için kapışacaklar en önemli dezavantajları ise tecrübesizlik olacaktır.

8 Haziran 2010 Salı

2010 Dünya Kupası C ve D Grupları


2010 Dünya Kupası gruplarını değerlendirmede sıra C ve D gruplarına geldi.

C Grubu'nda kupanın favorileri arasında gösterilen İngiltere, A.B.D., Cezayir ve Slovenya var. C Grubu herhalde turnuvanın en net gruplarından biridir. Herkes bu gruba 1. İngiltere, 2. A.B.D. olur gözüyle bakıyor.

İngiltere dünyanın en kaliteli ligine sahip olsa da milli takımlar bazında yıllardır başarıya ulaşamıyor. İspanya da 2008'den önce böyleydi ama 2008'de kurdukları kadro haklı bir şekilde Avrupa şampiyonu oldu. İngiltere de şu anda benzer bir durumda. Kadro olarak iyi durumdalar ve elemelerdeki performansları da çok iyiydi. Sadece bir maç kaybettiler ki o da biraz Hırvatistan'ın ayağını kaydırmak içindi. Gerçi son oynanan hazırlık maçlarındaki performansları iyi değildi ama Dünya Kupası başladığında işin rengi değişecektir.

Aslında İngiltere'nin kadrosu 5-6 yıldır sabit. Omurga hep aynı. Fakat bu kez farklı olan kenardaki isim Fabio Capello. Son 10 yılda İngiltere'nin başına geçen en başarılı en tecrübeli hoca tam bir "winner". İngiltere'nin en büyük avantajı Capello olacaktır. Dezavantaj ise kaleciler ve kaptan Ferdinand'ın olmayacak olması. Ama tüm bunlar İngiltere'yi hedefinden saptırmayacaktır. İngiltere'nin en az yarı final oynaması gerekiyor.

A.B.D. ise son yıllarda yükselişte olan bir ülke. Konfederasyonlar Kupası'nı da kazanmak üzereydiler ki 2-0'dan Brezilya'ya kaybettiler. Bu turnuvada da oturmuş kadrosuyla Slovenya ve Cezayir'e şans tanıyacaklarını sanmıyorum. İngiltere'nin ardından 2. takım olarak bir üst tura çıkarlar. Almanya'nın D Grubu'ndaki durumuna göre de çeyrek final şansları var.

Cezayir Afrika'da kavga gürültünün ardından Dünya Kupası'na geldi. Kadrosundaki en tanıdık isim Karim Ziani. O da Wolfsburg'da ilk onbir oyuncusu değildi. Bu Dünya Kupası'nda figüran olarak yer alacaklardır. Çok fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Slovenya ise Play-off'ta Rusya'yı eleyerek Dünya Kupası'na gelmeyi başardı. Kadrosundaki en önemli oyuncular Udinese kalecisi Handanovic ve Köln'ün golcüsü Novakovic. Slovenya 2002 Dünya Kupası'na da katılmış ancak puan alamadan elenmişti. Şimdi puan alabilirler belki ama gruptan çıkmaları mucize olur.

D Grubu'nda ise Almanya, Avustralya, Gana ve Sırbistan bulunuyor.

Almanya grubun favorisi ama Ballack'ın olmayacak olması onlar için büyük şanssızlık. Ancak yine de turnuva takımı olmalarının mirasını yiyeceklerdir. Fakat Ballack'ın yokluğunda zorlanmaları ve gruptan 2. olarak çıkmaları benim için sürpriz olmaz.

Avustralya Asya'ya geçti ve oranın da dengesini bozdu. Asya elemelerinin en başarılı takımı olarak Dünya Kupası'na geldiler. Onların yüzünden Yeni Zelanda denilen abuk subuk bir takım Dünya Kupası'na kaldı. Kadrosunda önemli isimleri barındıran bir Avustralya milli takımı var. Kaleci Schwarzer, Lucas Neill, Harry Kewell, Tim Cahill, Mark Bresciano bunlardan bazıları. 2002'de Hiddink yönetiminde gruptan çıkmayı başarmışlar, İtalya'ya 2.turda şaibeli bir şekilde elenmişlerdi. Bu kez de gruptan çıkma şansları var ama bana göre daha iyi takım olan Sırbistan'ı geçmeleri gerekecek.

Gana milli takımı Afrika'nın son yıllarda yükselen değerlerinden. 2006'da gruplardan çıkmayı başaran tek Afrika takımı Gana'ydı. Ancak 2.turda Brezilya'ya elenmişlerdi. Muntari, Appiah, Asamoah, gibi oyuncuları var ama en önemli oyuncuları olan Essien'den faydalanamayacaklar. Gana'nın Essien gibi bir oyuncunun yerini doldurması kolay olmayacaktır. Essien olmadan işleri zor. Ama kupanın Afrika'da olması onlar için motivasyon kaynağı bu da bir gerçek.

Sırbistan elemelerin başarılı takımlarındandı. Radomir Antic yönetiminde Fransa'nın bulunduğu gruptan lider çıkmayı başardılar. Kadrosunda Vidic, Ivanovic, Stankovic ve Krasic gibi birçok tanınmış ve yetenekli oyuncu var. Benim bu Dünya Kupası'nda sürpriz yapmasını beklediğim, kupaya renk katmasını beklediğim takımların başında Sırbistan geliyor. Ballack'ın olmadığı Almanya'nın önünde gruptan lider çıkarlarsa kimse şaşırmasın.

7 Haziran 2010 Pazartesi

2010 Dünya Kupası A ve B Grupları


2010 Dünya Kupası'nın başlamasına artık 4 gün kaldı. Şu anda çok ölü bir şekilde geçen futbol sezonu 4 gün sonra dirilecek ve günde 3 maç izleme imkanına sahip olacağız. Şimdilik vuvezela ve Ömer Üründül konularını bir kenara bırakıp grupları değerlendirmek istiyorum.

A Grubu'nda G.Afrika, Meksika Uruguay ve Fransa mücadele edecek. Bana göre turnuvanın en dengeli grubu bu grup. Hangi takımlar elenirse elensin ya da hangisi gruptan çıkarlarsa çıksınlar sürpriz olmaz bu grupta.

G.Afrika turnuvanın ev sahibi ve arkasında ciddi bir taraftar desteği ile oynayacak. G.Afrika 2002 Dünya Kupası'na katılmış 2006'ya ise katılamamıştı. Bu sürede ise Afrika Uluslar Kupası'nda sadece bir kez gruptan çıkmayı başarabilmişler onda da çeyrek finalde elenmişler. 2004'te grupta 3. olurlarken, 2006 ve 2008'de gruplarını sonuncu tamamlamışlar 2010'a ise katılamamışlardı. Görüldüğü gibi son yıllarda büyük turnuvalarda pek başarıları yok.

Fakat bu kez durum farklı. Dünya Kupası'na ev sahibi olarak katılıyorlar ve istatistikler G.Afrika'nın gruptan çıkacağını gösteriyor. Bundan da daha normal bir şey olamaz. Sonuçta ekstra bir motivasyonla oynayacakları kesin. Ayrıca tribünler bakımından olaya baktığınız zaman ev sahibinin mümkün olduğunca ilerlemesi turnuva için de iyidir aslında. Ancak vuvuzelalar dikkate alındığında aynı şeyi söylemek zor. Dünya Kupaları'nda ev sahibi takımların da hakemler tarafından kollandığı bilinen bir gerçektir. O yüzden G.Afrika milli takımı 1. ya da 2. olarak gruptan çıkacaktır.

Meksika Dünya Kupaları'nın gedikli takımlarından biridir. Hemen hemen her turnuvaya katılırlar ve hemen hemen hepsinde gruptan çıkmayı başarmışlardır. Ancak en önemli başarılarını kendi topraklarında oynanan 1970 ve 1986 Dünya Kupaları'ndaki çeyrek finallerdir. Kadrosunda Rafael Marquez, Guillermo Franco gibi tecrübeli oyuncuların yanı sıra Giovanni Dos Santos ve Carlos Vela gibi yetenekli genç oyuncular da var. Doğrusu Meksika'nın bu gruptan çıkma ihtimali bir hayli fazla.

Uruguay Dünya futboluna geçmişte çok önemli katkı sağlayan günümüzde de benzer şeyi yetiştirdiği futbolcularla yapan bir ülke. Bugüne kadar 2 kez bu kupayı kazanmalarına rağmen en son kupayı 1950'de kazanmışlar ve Brezilyalılar onun acısını halen unutamazlar. Aslında Uruguay çok önemli futbolculara sahip olan bir takım olmasına rağmen genellikle beklentilerin altında kalan bir takım. Bu turnuvada Uruguaylıların en çok güvendikleri isimler Diego Forlan ve Luis Suarez olacaklar. Uruguay'ın gruptan çıkacak potansiyeli var ancak bunun için futbollarını biraz daha ilerletmeleri gerekiyor.

Fransa ise 1998'in şampiyonu 2006'ın finalisti olarak G.Afrika'da. Ancak herhalde daha turnuva başlamadan en antipatik takım konumundalar. Zaten Raymond Domenech yüzünden sevilmiyorlardı bir de Henry'nin İrlanda maçında yaptığı asist tuz biber oldu. Futbol olarak da baktığınız zaman 2006 Dünya Kupası'ndan beri Fransa'nin iyi top oynadığı maç yok. 2006'daki maçlarda da "büyük usta" Zidane'ın katkısı tartışılmaz. Hazırlık maçlarında elde edilen skorlar da umut vermiyor Fransa adına. Ayrıca Benzema ve Nasri'nin kadroya alınmamasını da anlayan beri gelsin. Bu grupta en zor durumda olan takım Fransa ve kendilerini bir şekilde kurtarmak zorundalar.

B Grubu'nda ise Arjantin, Nijerya, G.Kore ve Yunanistan bulunuyor. İlk bakışta Arjantin'in diğer takımlardan çok üstün olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. 2.takım olma konusunda ise 3 takımın da şansları eşit.

Arjantin kupanın hücum olarak en zengin kadrosuna sahip. Messi, Milito, Higuain, Tevez, Agüero, Palermo bunlara Maxi Rodriguez ve Angel Di Maria'yı da eklersek gerçekten inanılmaz bir hücum kadrosu oluşuyor. Üstelik Messi, Milito ve Higuain kariyerlerinin en iyi sezonlarını geçirerek Dünya Kupası'na geldiler. Eğer Maradona bu kadroyu iyi bir şekilde kullanmayı başarabilirse Arjantin'in şampiyonluk için ciddi şansı olur. Ancak orta sahada çok iyi bir sezon geçiren Cambiasso'nun olmayacak olması Arjantin için en büyük sıkıntı kupada.

Nijerya ise Dünya Kupaları'ndaki Afrika takımları denince ilk akla gelen takımlardan birisidir. 2006'da yoklardı ama 2010'da yine 32 takım arasındaki yerlerini almayı başardılar. Kadrosunda Yakubu, Utaka, Martins, Taiwo gibi önemli oyuncular var. Ayrıca Nijerya'nın yetiştirdiği en iyi oyunculardan olan Nwankwo Kanu da kadroda. Nijerya'nın en büyük şanssızlığı John Obi Mikel'i kaybetmiş olmaları. Kadro olarak geçmiş turnuvalara oranla biraz daha zayıf kaldılar ama Dünya Kupası'nın önemli renklerinden biri olacaklardır. Yunanistan'ın tuzağına düşmezlerse gruptan çıkma şansları var.

G.Kore Asya futbolunun son yıllarda yükseliş gösteren ülkelerinden bir tanesi. En önemli başarıları 2002'deki dördüncülükleri. Ancak o dördüncülüğün ne kadar temiz olduğu tartışılır. Nedenini çeyrek finaldeki İspanya maçında arayınız. 2002 dışında G.Kore Dünya Kupaları'nda hiçbir zaman gruptan çıkamadı. Fakat bu gruba baktığınızda çıkma şansları olabilir. Ne Yunanistan ne de Nijerya G.Kore'den çok çok daha iyi takımlar değiller.

Yunanistan 2004 elemelerinden beri yükselişte olan bir takım. 2004'te Avrupa Şampiyonu olup 2006'da Dünya Kupası'na katılamadılar ama onun en önemli sebebi elemelerin kuralarının Euro 2004'ten önce çekilmiş olmasıydı. 2010'a ise elemelerin en kolay grubunda 2. olarak geldiler. Play-off'ta Ukrayna'yı yendiler Dünya Kupası'na katıldılar. Yunanistan Euro 2008'de savunma futbolunu devam ettirme arzusundaydı ancak bu kez papaz pilav yemedi ve son Avrupa şampiyonu unvanıyla geldikleri turnuvadan 0 puan çekerek elenmişlerdi. Yunanistan'ın bir "aksilik" olmazsa yine anti-futbol oynayarak bir şeyler yapma gayreti içerisinde olacağını düşünüyorum. Bakalım bu ne kadar işe yarayacak hep beraber göreceğiz.

4 Haziran 2010 Cuma

kahrolsun amerika


Fotoğraf klasik Amerikan Emperyalizmini protesto etme gosterilerinden biri değil.Rafa Benitez'in ayrılısını baskan yardımcısı Amerikalı George Gillespie'ye bağlayan Spirit of Shankly grubu